Kemal USLU Avukatlık https://kemaluslu.av.tr Söz vermeyin GÜVEN verin Wed, 07 Dec 2022 09:07:15 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.1.1 https://kemaluslu.av.tr/wp-content/uploads/2022/11/cropped-logo-32x32.jpg Kemal USLU Avukatlık https://kemaluslu.av.tr 32 32 Velayet Davalarında Avukatlık Hizmeti https://kemaluslu.av.tr/bursada-velayet-davalarinda-avukatlik/ Fri, 25 Nov 2022 15:03:42 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=616 Bursa Velayet AvukatıBursa’da Velayet Davalarında Avukatlık Hizmeti

Toplumların temelini oluşturan aile, mutluluk hedeflenerek iki kişi arasında kurulan bir birliktir. Zaman içerisinde çocuk sahibi olarak ebeveyn haline dönüşen bu kişiler arasında, çok çeşitli sebeplerle anlaşmazlıklar oluşabilir. Boşanma en az evlilik kadar geçerli toplumsal bir gerçekliktir. Çoğu durumda anne ve babanın boşanması, başta çocukların gelişimi olmak üzere, herkes için faydalı olabilir.

Boşanma sırasında ve sonrasında, evliyken çocukların velayetini eşit bir şekilde paylaşan anne ile baba, bu yeni durumda çocukların velayeti ile ilgili de anlaşmak zorundadır. Türk Medeni kanunu içerisinde bulunan ( 240.), ( 337. ), (342.), (346.) maddeler, çocukların velayetinin anne ve baba üzerinde olması konularını düzenler.

 

Bursa Velayet AvukatıBoşanmadan Sonra Velayet Kime Verilir?

Boşanma kararı alındıktan sonra, reşit olmayan tüm çocukların boşanma kararıyla birlikte velayet kararının da sonuçlandırılması gereklidir. Anlaşmalı boşanmalarda, anne ve baba velayet ile ilgili önceden anlaşarak, bu durumu mahkemeye iletirler. Bu karar hakim tarafından da onaylandığında velayet tarafların anlaştığı şekilde ortak, anne veya babadan herhangi birine verilebilir. Bu durumda velayeti almayan ebeveynin, çocuklarını belirli gün ve saatlerde görme hakkı da karar eklenir.

Ancak çekişmeli boşanma davalarında velayetin kimde kalacağına karar vermek konusunda da anlaşamayan çiftler için, velayet konusu büyük bir sorun haline dönüşebilir. Boşanma sırasında ya da boşanma sonrasında velayet davaları, mahkemelerimizde sıklıkla görülen davalar arasındadır. Bu davalara Aile Hukuku Mahkemeleriyle birlikte, bazı durumlarda Asliye Mahkemeleri bakar.

Velayet davalarında geniş karar verme yetkisi tanınmış olan hakimler, kanunlar kapsamında önceliği her zaman çocukların çıkarı ve sağlıklı gelişimine odaklarlar. Bu çerçevede her velayet davası kendi özel koşulları içerisinde incelenir ve genel kural olarak velayet anaç kişiliği dolayısıyla anne tarafına verilir. Bununla birlikte bu kural değişmez değildir. Çok çeşitli haller, çocuğun velayetinin babaya verilmesine nedendir.

 

Bursa Velayet AvukatıVelayet Nedir?

Velayet Kanunen bir kişinin reşit sayıldığı 18 yaşına kadar herkesin yaşamsal bakımı, eğitimi, barınması, sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesi sırasındaki ödevlerle birlikte, mal ve can varlığını güvence altına yetkileri ifade etmek amacıyla kullanılır. Bu ödev ve yetkiler, evli olan anne ve babanın eşit bir şekilde sorumluluğundadır.

Kendisini kurumsal anlamda ifade etmeye yetkin olmayan reşit çocukların, tüm yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanması sırasında velayetinin en az bir ebeveyninde olması gerekir. Boşanma halinde, evlilik sözleşmesi biten anne ve babanın, müşterek çocuklarının da velayetlerinin ya eşit bir şekilde kalmaya devam etmesi, ya da ebeveynlerinden bir tanesine geçmesi kararının alınması zorunludur.

 

Bursa Velayet AvukatıNeden Velayet Genellikle Anneye Verilir?

Toplumsal yaşam içerisinde ilk öğretmenlerimiz olan annelerimiz, yetişmemiz sırasında bakım ve gelişimimizle ilgili her konuyla ilgilenen kişilerdir. Annelerin bu toplumsal rolleri, çocukların pedagojik gelişimlerinde de etkili bir unsurdur. Babanın çocukların gelişiminde oynadıkları rolün küçümsenmesinden ziyade, çocukların yetişmeleri sırasında anneye daha fazla ihtiyaç duydukları çeşitli açılardan kanıtlanmış bir durumdur.

Bu sebepler boşanma sırasında bir kural olarak benimsenmiş olan velayetin anneye verilmesi sonucunu oluşturur. Ancak bu kati bir kural değildir. Her velayet davası kendisine özel koşullarıyla ele alınır ve hakimin kararı sonucunda velayetin kimde kalacağı kesinleşir.

Velayet kararının anne ya da babaya verilmesini etkileyen pek çok sebep bulunur. Anne veya babadan birinin ekonomik, sağlık, sosyal yaşam gibi konulardaki yetersizlikleri, alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı sorunlar, yüz kızartıcı suçlardan sabıkalı olmak ya da bu suçlardan yargılanmak bu etkilerden sadece bir kaçıdır.

Anne veya babanın psikolojik sorunlara sahip olması, sahibi olduğu işin insan sağlığını tehdit ediyor olması, düzenli bir gelir sahibi olmamak ve daha birçok konu çocukların velayetinin kime verileceğini etkileyen sebeplerdir. Bağlayıcı olmamakla birlikte, 8 yaşından büyük çocukların anne ya da babadan herhangi birinin yanında yaşamak isteği de, hakimin velayet kararını etkileyen bir unsurdur.

 

Bursa Velayet AvukatıHangi Yaşlarda ki Çocukların Velayeti Öncelikle Anneye Verilir?

Genel olarak 18 yaşından küçük tüm çocukların velayeti anneye verilir. Ancak özellikle 0 ile 3 yaş arasındaki çocukların annenin bakımına daha fazla ihtiyaç duyması nedeniyle, büyük bir çoğunlukla velayet hakkı kararı anne şeklinde sonuçlanır. Benzer şekilde okul çağının öncesinde olan 3 ile 6 yaş aralığındaki çocukların velayetinde de hakimler öncelikle anne tarafında karar verirler.

Çocukların 7 yaşından itibaren okula gitme döneminin başlaması, okul nedeniyle oluşacak masrafların karşılanmasının da ayrıca gerekmesi nedeniyle, hakimler çocuğun her açıdan çıkarlarını gözeterek, velayeti anne ya da babaya verebilir. 8 Yaşına ulaşmış çocukların, velayet hakkında kendi kararlarının olabileceği öngörülür ve 8 ile 12 yaş arasındaki çocukların, anne ya da babalarının yanında yaşamak konusunda ki fikirleri alınır. Çocuğun bu konudaki görüşü hakim açısından bağlayıcı olmamakla birlikte, karar üzerinde etkili olabilir.

12 yaş ve üzerindeki çocukların velayeti konusunda, anne ile baba tarafından anlaşmalı bir boşanma davasında velayet kararı üzerinde anlaşma yapılmadıysa, çocuğun bu konudaki fikrine başvurulur. Çocuğun fikirleri bu süreçte etkili olsa da, yine onun çıkarlarını en iyi şekilde gözeten hakimin kararına bağlıdır.

 

Bursa Velayet AvukatıHangi Durumlarda Velayet Babaya Verilir?

Anlaşmalı boşanmalarda, anne ve baba tarafından önceden anlaşıldığında, müşterek çocukların velayeti babaya verilebilir. Ancak anlaşma halinde bile, hakim çocuğun çıkarlarını göz önünde bulunduracak, yaşını ve annesine duyduğu ihtiyacı göz önüne alacak ve buna göre karar verecektir.

Annenin sağlık durumu, sosyal yaşantısıyla ilgili sorunlar, ekonomik ve sosyal yetersizliği, yüz kızartıcı suçlardan yargılanıyor olması ve sabıkası olması, psikolojik sorunlar yaşıyor olması ve benzeri nedenler, velayetin baba tarafına verilmesinde etkili unsurlardır.

Bazı durumlarda boşanmış anne veya babanın yeniden evlenmesi de velayet davasının yenilenmesine sebep olabilir. Çok geniş bir külliyata ve hukuksal süreçlerin farklı yaşam durumlarına göre geçirilmiş olması, velayet davalarını karmaşık süreçler haline dönüştürür. Velayet hakkı anne ve babaya eşit olarak verilmiş ve herhangi bir hukuksal bir sebep ortaya çıkmadıkça bu hak alınamaz.

 

Bursa Velayet AvukatıVelayet Davalarını Kimler Açabilir?

Evlilik birliği oluşturmuş ve müşterek çocuk sahibi olmuş anne ve babalar, boşanma halinde velayet davası açabilirler. Anne ve baba dışında herhangi bir yakın akraba velayet davası açamaz, velayet hakkı kazanamaz. Gerekli hallerde anne ve baba dışındaki yakın akrabalar veya kişiler, çocuklara vasi olabilir ve Vasilik davası açılabilir. Evlilik yapmış ve ayrılmış çiftler, sadece öz çocukları için değil, üvey çocukları içinde velayet davası açabilirler.

Velayet davaları, boşanma davalarıyla beraber sonuçlanan davalardır. Bir diğer deyişle, velayet davası sonuçlanmamışsa, boşanma kararı da alınamaz. Bunun dışında boşanmada verilen velayet kararı, Velayetin Değişimi Davası ile yeniden anne veya baba tarafından açılabilir. Bu davaların açılabilmesi için, geçerli sebeplerin olması gerekir.

 

Velayet Davalarında Avukatlık

Velayet davaları karmaşık ve her iki tarafın çocuklarının velayetini almak istediği süreçler haline gelebilir. Bu aşamada mutlaka Aile Hukuku ve velayet davaları hakkında deneyimli avukatlardan danışmanlık ve avukatlık hizmet alınması, istenen sonuca ulaşabilmek için önemlidir. Velayet davaları hakkında geniş bilgi birikimi ve deneyimi bulunan Velayet Davalarında Avukatlık hizmeti veren Kemal Uslu, bu alanda ki avukatlık ve danışmanlık ihtiyaçlarınıza en yetkin karşılığı sunabilme yeteneğine sahiptir.

Bursa’da velayet davalarında avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine girerek “İletişim” sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede Velayet Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

]]>
Şirket ve Kurumsal Danışmanlık https://kemaluslu.av.tr/sirket-ve-kurumsal-avukatlik/ Fri, 25 Nov 2022 14:16:39 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=593 Bursa Şirket Avukatı

Bursa’da Şirket ve Kurumsal Avukatlık Hizmeti

Bursa’da Şirket ve Kurumsal Avukatlık hizmeti sunan Kemal Uslu Avukatlık Bürosu, hem anonim şirketlere hem de limited şirketlere hem de bireysel firmalara danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Bu hizmetler bütünü sayesinde anonim, limited şirketlere ve bireysel firmalar en iyi şekilde temsil edilebilmekte ve davalardan başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

 

 

 

Bursa Şirket AvukatıŞirket ve Kurumsal Hukuki Danışmanlık Avukatlık Hizmeti

Ülkemiz Anonim ve Limited Şirketlerin çoğunlukta olduğu bir ülkedir. Küreselleşen dünya ve ülkemizde giderek artan nüfus ticari faaliyetlerde profesyonelleşmeyi zorunlu kılmaktadır.  Büyük, yerel orta ve küçük ölçekteki şirketlerin dahi yazılı bir sözleşme olmaksızın ticari faaliyette bulunmamaya zorlamaktadır. Bu durum da profesyonel olarak çalışmak isteyen şirketlerin hukuk çerçevesinde hareket edebilmek açısından hukuki danışmanlık alma gereksinimini doğurmaktadır.

Kanun koyucu tarafından 1136 sayılı Avukatlık Kanun’unun 35/3 maddesi uyarınca “…Ancak, Türk Ticaret Kanununun 272 nci maddesinde ön görülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır. Bu fıkra hükmüne aykırı davranan kuruluşlara Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idarî para cezası verilir.” Şirketler bir avukat ile çalışarak şirket faaliyetlerinin hukuka uygunluğunu sağlaması gerekir.

 

Bursa Şirket Avukatı

Şirket ve Kurumsal Hukuki Danışmanlık Avukatlık Hizmeti Neleri Kapsar? 

 

 

Şirketlere hukuki olarak avukatlık danışmanlık sözleşmeleri genellikle bir veya iki yıllık olarak yapılır. Bu süre uzayıp kısalabilmektedir. Bu durum tamamen tamamen tarafların anlaşmasına ve karşılıklı oluşan güvene bağlıdır.

 

 

Bu süre boyunca şirketin;

  1. Şirketin kuruluşundan tasfiyesine kadar tüm aşamalarda hukuka uygun işlemlerin yapılabilmesi için yol gösterir.
  2. Şirket adına yapılacak olan tüm sözleşmeleri düzenler, karşı taraflardan gelen tüm sözleşmelerin veya hukuki belgelerin kontrolünü ve denetimini sağlar.
  3. Hukuki danışmanlık hizmeti vererek, şirketin ihtiyaç duyduğu tüm hukuki bilgileri sağlar ve yol gösterir,
  4. Şirketin karşılaştığı sorunlara hukuki çözüm önerileri sunulması. Şirketlerin davacı veya davalı sıfatıyla veyahut başka sıfatlarla dahil olduğu dava, soruşturma, arabuluculuk görüşmesi, icra takibi, uzlaşma görüşmesi gibi adli makamlarda hukuki uzmanlık gerektiren iş ve işlemlerin takibi ve şirket adına şirketin çıkarları doğrultusunda hukuki hizmet ve temsil faaliyetlerinin yürütülmesi ve takibi,
  5. Şirketlerin işçileri ile yaşamış olduğu hukuki ihtilaflarda şirketi adli makamlarda layığı ile temsilini sağlamak,
  6. Şirketler adına idari mercilerde hukuki uzmanlık gerektiren başvurulara ilişkin evrakların hazırlanması, başvuruların yapılması ve takibi,
  7. Ticari kira, iş, ticari satım, garanti, franchising, kefalet vb. sözleşmelerin hazırlanması veya kontrolü takibi,
  8. İhtarname, protesto ve ihbarname düzenlenmesi takibi,

gibi alanların tümünü veyahut bir kısmını kapsayacak şekilde şirket danışmanlığı sözleşmesi yapılır.

 

Bursa Şirket AvukatıŞirket ve Kurumsal Hukuki Danışmanlık Avukatlık Hizmeti Ücretleri Ne Kadardır?

Şirket ve Kurumsal Hukuki Danışmanlık Avukatlık faaliyetlerine ilişkin ücretler iş yoğunluğu, sözleşmenin kapsamı, dava ve icra takip sayısı gibi  iş kalemleri göz önünde bulundurularak harcanacak emek ve mesai dengesi gözetilerek belirlenmektedir. Ülkemizde ücretler genellikle aylık olarak şirketin iş yükü şirketin yapısı ve Avukatlık bürosundan talep edilen hizmet gibi durumlar göz önüne alınarak değişiklik göstermektedir. Büromuzdan talep edilmesi durumunda işler saatlik olarak ücretlendirilebileceği gibi aylık maktu bir ücret kararlaştırılması da mümkündür.

 

Bursa’da şirket ve kurumsal firmalara avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine girerek “İletişim” sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede Şirketler Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

]]>
Sigorta Davalarında Avukatlık Hizmeti https://kemaluslu.av.tr/bursada-sigorta-davalarinda-avukatlik/ Fri, 25 Nov 2022 13:33:59 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=579 Bursa Sigorta AvukatıBursa’da Sigorta Davalarında Avukatlık Hizmeti

Kemal Uslu Avukatlık Bürosu, Bursa’da faaliyet göstermekte ve sigorta hukuku alanında da hizmet vermektedir. Sigorta kapsamına dahil olan alacak veya tazminat davaları, Hayat ve Mauliyet Sigortası kapsamındaki davalar, trafik kazaları sonucu talep edilen tazminatlar, yönetim kurulu üyesi sigorta sorunları, kasko, Havacılık ve Deniz Sigortası kapsamında yaşanan anlaşmazlıklar, tıbbi malpraktis (yanlış doktor müdahalesi sonucu ölüm), ferdi kazalar, mal ve diğer tazminat kaynaklı davalar gibi alanlarda geniş çaplı avukatlık hizmet ve destekleri sunulmaktadır.

Kemal Uslu Avukatlık Bürosu, edindiği bilgi ve tecrübeler sayesinde müvekkillerine en iyi şekilde sigorta hukuki danışmanlığı ve dava avukatlığı hizmeti vermektedir. Verilen profesyonel hizmetler sayesinde müvekkillerin sigorta davaları planlanmakta ve en iyi şekilde sonuçlandırılmaktadır.

Bursa Sigorta AvukatıSigorta Sözleşmesinin Kapsamı

Ticaret Kanunu’nun 1402. maddesinde sigorta sözleşmesi şu şekilde geçmektedir;

“Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.”

Bu bağlamda sigorta sözleşmesi incelendiği zaman, sigortacı bireylerin prim karşılığında para ile ölçülebilir bir menfaatinin zarara uğratan durum veya rizikonun meydana gelmesi halinde yaşanan hasarı karşılayacağına dair karşılıklı yapılan bir sözleşme olduğu görülmektedir. Bu noktada sigorta ile ilgili temel olarak 3 grup bulunmaktadır. Bunlar;

  1. Sigortacı:

    Sigorta sözleşmesi ile prim karşılığı rizikoyu üstlenen ruhsatlı sigorta şirketine verilen addır.

  2. Sigortalı:

    Sigorta sözleşmesi kapsamında hayatı veyahut sağlık masrafları sigorta sayesinde güvence altına alınan kişidir.

  3. Sigorta ettiren:

    Sigorta ettiren kişi, sigortacı ve sigortalı arasında yapılan sözleşmede primi ödeyen kişidir.

Bu noktada bilinmesi gerekir ki sigortalı ve sigorta ettiren kişi aynı insan olabilir. Bunun haricinde sigorta ettiren kişi kendi dışındaki birinin menfaatini korumak için de sigorta işlemi yaptırabilmektedir. Bu halde sigorta işlemlerinden doğacak tüm borç ve prim ödemeleri sigorta ettiren kişiye ait olur. Tehlikenin gerçekleşmesi halinde ise sigortacının karşılayacağı sigorta bedelini alan veya zararı tazmin edilen kişi de sigortalı kişi olacaktır.

 

Bursa Sigorta AvukatıMecburi Sigorta ve İhtiyarı Sigorta Arasındaki Fark

Sigorta uygulamaları, genel olarak kişilerin kendi isteğine göre yaptırdıkları güvence eylemleridir. Ancak pek çok farklı ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bazı sigortaların yapılması zorunludur. Bu zorunlu sigorta uygulamaları sayesinde kamu güvenliğini korumak, bazı durumlarda üçüncü kişilerin riske girmesini engellemek gibi faydalar edinilmekte ve menfaatler korunmaktadır.

Mecburi sigorta türleri incelendiği zaman DASK (Zorunlu Deprem Sigortası), Trafik Sigortası, Zorunlu Karayolları Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası gibi sigortalar örnek verilebilir. Bu sigortalar sigorta kapsamına girenler tarafından yaptırılması zorunludur.

İhtiyarı sigorta türleri ise, herhangi bir yasa ile yaptırılması zorunlu olduğu belirtilmeyen ancak kişinin isteği doğrultusunda yapılan sigortalardır. Yani, kişi zorunlu olmadığı halde bir sigorta sözleşmesi yapıyorsa, bu durum ihtiyarı sigortanın varlığına işarettir.

 

Bursa Sigorta AvukatıSigorta Türleri

Sigortacılık Kanunu ve Ticaret Kanunu incelendiği zaman birçok sigorta türünün olduğu görülmektedir. Günümüzde sıkça tercih edilen ve bu kanunlarda belirtilen sigorta türleri;

Zarar ve Tazminat Sigortası: 

Sigorta sözleşmesi kapsamında güvence altına alınan rizikonun beraberinde getirdiği zararı tazmin edileceği belirtilmiş ise, bu sigortalar temel olarak zarar sigortası ya da tazminat sigortası olarak adlandırılmaktadır. Bu sigortalar arasında yangın sigortası, hırsızlık sigortası, hastalık sigortası, kasko, deprem sigortası gibi sigortalar bulunmaktadır.

Can Sigortası: 

İnsanın hayatı ile ilgili yapılan sigortaların geneli can sigortası kategorisi kapsamındadır. Bu sigorta türünde temin konusu insanın kendisi olduğu için parasal anlamda bir paha biçilebilmesi söz konusu değildir. Bu nedenle sigortacı cana herhangi bir zarar geldiği zaman maktu tazminat ödemesi yapmaktadır. Grup Hayat Sigortası, Ferdi Kaza Sigortası, Maluliyet Sigortası, Ölüm Hali Sigortası gibi sigorta türleri can sigortası kapsamındadır.

Sorumluluk Sigortası: 

Ticaret Kanunu’nun 1473 ile 1484. maddeleri arasında düzenlenen belirlenen sorumluluk sigortaları, sigortalı kişinin üçüncü kişilere zarar vermesi durumunda karşı karşıya kalacağı tazminatları karşılamaktadır. Yani, sorumluluk sigortası yaptıran kişi verdiği hasar durumlarında tazminat ödemekten kurtulmakta ve sözleşme yapılan sigorta kurumuna bu borçlar devredilmektedir. Ürün Sorumluluk Sigortası, Üçüncü Şahıs Hukuki Sorumluluk Sigortası, Mesleki Sorumluluk Sigortası, bu sigorta çeşidine örnek olarak verilebilir.

 

Bursa Sigorta Avukatı

Bursa’da Sigorta Davalarında Avukatlık Hizmeti Kapsamları

  • Trafik kazalarına ilişkin tazminat talepleri (Her türlü trafik kazalarında hem sigorta şirketinden hemde karşı taraftan alınabilecek tazminatlarla ilgili müvekkilere verilen hizmetler)
  • Yangın sigortası davaları
  • Ferdi kazalarla ilişkili davalar
  • Mal ve diğer tazminatlara ilişkin davalar
  • Kasko, Havacılık ve Deniz Sigortası uyuşmazlıkları
  • Sigorta ile ilgili alacak ve tazminat davaları
  • Hayat ve Maluliyet Sigortası davaları
  • Tıbbi malpraktis davaları

Siz de sigorta davalarınız ve işlemleriniz için Kemal Uslu Avukatlık Bürosu üzerinden kolayca hizmet alabilirsiniz. Web sitemizin iletişim sayfasına giriş yaparak bizlere ulaşabilir ve hem danışmanlık hem de avukatlık hizmetlerimizden faydalanabilirsiniz.

Bursa’da sigorta davalarında avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine girerek “İletişim” sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede Sigorta Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

]]>
Tazminat Davalarında Avukatlık Hizmeti https://kemaluslu.av.tr/bursada-tazminat-davalarinda-avukatlik/ Fri, 25 Nov 2022 13:02:28 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=577 Bursa Tazminat AvukatıBursa’da Tazminat Davalarında Avukatlık Hizmeti

Bursa’da Kemal Uslu Avukatlık Bürosu, hem maddi hem de manevi tazminat davaları üzerine hizmet vermektedir. Gerçek ve tüzel kişilere yönelik olan tüm tazminat davalarıyla yakından ilgilenen büromuz, ölüm sebebiyle destekten yoksun kalma, işgücü kaybı, maluliyet, haksız bir eylem ya da işlem gibi tazminat gerektiren konularda hem hukuki danışmanlık hem de dava avukatlığı desteği sunmaktadır. Bu sayede uyuşmazlıkların çözümlenmesi sağlanmaktadır.

Kemal Uslu Avukatlık Büromuz, tazminat hukuku alanında edinmiş olduğu bilgi ve tecrübeler ışığında müvekkillerine profesyonel bir hizmet sunmakta ve müvekkillerinin lehine en etkili sonucu sağlayabilmek için hukuki destek vermektedir.

Tazminat Davalarında Avukatlık

Tazminat hukuku, haksız fiil veya işlemler başta olmak üzere tazminat alanında meydana gelen anlaşmazlık ve sorunları ele alan bir hukuk alanıdır. Tazminat davaları, maddi ve manevi olmak üzere temel olarak iki grupta incelenmektedir.

  • Maddi tazminat davaları; ölüm sebebiyle destekten yoksun kalma, maluliyet ve işgücü kaybının bedensel zararlardan kaynaklanabileceği gibi malvarlığı değerlerinin zarar görmesinden de kaynaklanabilir.
  • Manevi tazminat davaları; dava açan kişinin karşılaştığı haksızlık içeren eylem ve işlemlerden dolayı meydana gelen ruhsal bütünlüğünü bozan manevi acıların giderilmesi için açılan davalardan biridir.

 

Bursa Tazminat Avukatı

Manevi ve maddi tazminat davaları;

  • Trafik kazalarında yaralanma ve ölüm,
  • Doktorların yanlış müdahale yapması hatası (malpraktis) sonucu ölüm,
  • Borçlar hukukuna göre düzenlenmiş sözleşmelerin ihlal edilmesi,
  • İş hukukundan kaynaklanan kıdem veya ihbar tazminatı,
  • İş kazası nedeniyle yaralanma ya da ölüm,
  • Boşanma,
  • Suç işlenmesi vs.

gibi çeşitli durumlarda açılabilir. Bu davalar, uyuşmazlık ve haksızlıkları sona erdirmek için açılmaktadır. Tazminat davalarıyla ilgilenen avukatlara da halk arasında tazminat avukatı adı verilmektedir.

Siz de tazminat hukuku çerçevesinde bulunan davalarınızla ilgili destek almak için Bursa’da Kemal Uslu Avukatlık Büromuzu tercih edebilirsiniz. Web sitemizin iletişim sekmesi üzerinden bizlerle kolayca iletişime geçebilirsiniz.

Bursa’da tazminat davalarında avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine girerek “İletişim” sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede Tazminat Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

]]>
İş-İşçi Davalarında Avukatlık Hizmeti https://kemaluslu.av.tr/bursada-is-isci-davalarinda-avukatlik/ Sun, 20 Nov 2022 18:37:44 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=540 Bursa İşçi AvukatıBursa’da İş-İşçi Davalarında Avukatlık Hizmeti

Bursa ili genelinde hizmet veren Kemal Uslu Avukatlık Bürosu, işçi davalarında avukatlık hizmeti de sunmakta ve bu sayede işçi ve işveren arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini sağlamaktadır. Hizmet sözleşmelerinin hazırlanması, işe alma veya işten çıkartma usullerin oluşturulması gibi iş hukuku kapsamına dahil olan tüm konularda danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Bu sayede işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklar çözümlenebilecek ve herhangi bir sorun yaşanması durumunda yasal yollardan hak aranabilecektir.

Bursa’da isçi davalarında avukat arayışında olanların tercih edebileceği büromuz, iş hukuku ve iş hukuku davaları üzerine geniş çaplı hizmetler sunmaktadır. Edindiğimiz bilgi birikimi ve deneyim sayesinde işçi müvekkiller adına kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, işe iade davaları da dahil olmak üzere pek çok iş alanında yardımcı olunmaktadır. Ayrıca mobbing, iş davaları takibi, kötü niyet tazminatları, yıllık ücretli izinlerin kullandırılması, fazla mesai izni gibi hususların hesaplanması, tahsil davalarının açılması ve takibi alanlarında da hizmetler verilmektedir.

İş hukuku üzerine verilen hizmetler çerçevesinde yalnızca dava değil, danışmanlık hizmeti de verilmektedir. İşverenlerin ve işçilerin tüm haklarını korumaya yönelik yapılan çalışmalar, dava haklarının korunması, güncel mevzuatlara uygun sözleşmelerin yapılması, fesih sürecinin yönetilmesi danışmanlıkları verilmekte ve bu bağlamda hem dava hem de dava dışı iş konularında aktif rol oynanmaktadır.

 

Bursa İşçi AvukatıBursa’da İş Hukuku Davaları Avukatıyız

Binlerce yıldır insanlar farklı şekil ve statülerde hayatlarını idame ettirebilmek için çalışmaktadırlar. Özellikle Sanayi Devrimi döneminde işçi sayısı büyük ölçüde artmış ve toplumda işçi sınıfı adı altında gruplar oluşmuştur. Bu dönemde kadın ve çocuk işçiler de artmış ve acımasızca kullanılmış günlük 15 saat civarı çok ağır şartlar altında haklarını alamadan çalışmak zorunda kalmıştır. Tam da bu dönemde hakkını korumak isteyen işçiler birleşmiş ve iş hukuku alanı oluşturulmuştur.

İş hukuku; işçi, işveren, iş gibi tüm alanlarda faaliyet göstermekte ve bu ilişkilerin düzenlenmesini sağlamaktadır. İş hukuku, iş alanındaki tüm uyuşmazlıkları sonlandırmak için oluşturulmuş kapsamlı bir hukuk dalıdır. İş hukuku kendi içinde ikiye ayrılmaktadır:

  • Bireysel iş hukuku: 

    İşçi ve işveren arasındaki sözleşmeler, ücret, izin hakları, çalışma süreleri, sözleşme feshi ve tazminat gibi bireysel iş sürecini kapsar.

  • Toplu iş hukuku:

    Toplu şekilde yapılan sözleşmeler, grev, lokavt, sendika kuruluş ve faaliyetleri de toplu iş hukuku kapsamında yer almaktadır.

İş hukuku çalışma ilişkilerinin düzenlenmesi için oldukça önemlidir. Ancak her çalışma ilişkisi iş hukuku kapsamında değerlendirilememektedir. Çünkü iş hukuku işçi statüsünde bulunan çalışan ve bunları çalıştıranlar arasındaki ilişkiyi baz almaktadır. Bu sebeple kanunda işçi ve işveren tanımları çok büyük önem taşımaktadır. Bu kapsama giren ilişkilerde uyuşmazlık giderilmesi için iş hukukuna başvurulmaktadır.

 

Bursa İşçi Avukatı

İş Hukukuna Bağlı Uyuşmazlıklar ve Uygulanacak Yasalar

4857 sayılı İş Kanunu, iş hukukunun düzenlemelerini sağlamaktadır. Yani, herhangi bir iş uyuşmazlığında ilk olarak bu kanunlar incelenir. Ayrıca 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, 854 sayılı Deniz İş Kanunu gibi farklı kanunlar da kullanılmaktadır. Bu kanunlar özel nitelikli kanunlar olup, bu kanunların alanına giren uyuşmazlığın bulunması durumunda ilgili kanunun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Ayrıca bazı hallerde 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun da uygulanması söz konusu olmaktadır.

Bursa İşçi Avukatıİşe İade Davası

İşçiler, fesih bildiriminde neden gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiası ile İş Kanunu kapsamında yer alan 20. maddeye göre fesih bildirim tarihinden itibaren bir ay içerisinde arabulucuya başvurmalıdır. Arabuluculuk zorunlu dava şartıdır. Arabuluculuk aşamasında anlaşma sağlanmazsa son tutanağın düzenlenmesinden itibaren iki hafta içerisinde yetkili iş mahkemesine başvurarak dava açılmalıdır.

İşçinin işe iade davası açabilmesinin belli şartları vardır. Bu şartlar kanunda sayılmıştır.

  • İşçinin İş Kanunu veya Basın İş Kanununa tabi olması,
  • Çalıştığı iş yerinde 30 veya daha fazla işçinin çalıştırılması gerekmektedir. (işverenin aynı iş kolunda  birden fazla işletmesi varsa bu iş yerlerindeki toplam işçi sayısı baz alınır)
  • İşçinin en az 6 aylık kıdeminin bulunması,(işçi işverenin birden fazla işyerinde çalıştıysa bu süreler birleştirilerek hesaplanır)
  • İş sözleşmesinin belirsiz süreli olması,
  • İş sözleşmesinin işveren tarafından geçerli bir neden olmaksızın feshedilmesi,
  • İş akdine son verilen kişinin işveren vekili veya yardımcısı olmaması gerekmektedir.

İşveren kişi yaptığı fesih ile birlikte işçinin tüm yasal haklarını ödemiş de olsa, bu durum işçinin dava açmasına engel değildir. Bu yasal haklara fazla çalışma ücreti, yıllık izin, ihbar, kıdem tazminatı da dahildir.

İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur. Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler. Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.

İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.

 

Bursa İşçi Avukatıİşe İade Davası Şartları Nelerdir?

İşe iade davası açmak için işçinin işe iade talebinde bulunması yeterli olacaktır. Feshin geçersizliğine bağlı olan tazminat ve boş geçen süre ücret alacağı ücret tespit edilebilir olduğu için kaç aylık ücret tutarı olacağı kolayca belirlenebilecektir. Ayrıca tazminat tutarı ve tahsile ilişkin hükme de gerek olmayacaktır.

Vekille takip edilen işyerinde tebligatın vekile yapılmasının zorunlu olduğu Tebligat Kanunun 11. maddesi ile belirtilmektedir. Bu bağlamda kesinleşmiş iade kararlarında dava avukat ile takip edilmiş ise avukata yapılan tebligat ile 10 günlük süre başlamaktadır.

İşçi, işe iade işlemi için işverene bizzat başvuru yapabilmektedir. Ayrıca noter ya da iadeli taahhütlü mektup kanalı gibi dolaylı yollarla da işe başlama isteğini işverene belirtebilir. Bu noktada göz önünde bulundurulması gereken en önemli husus ise 10 günlük süre geçmeden başvurunun yapılmış olmasıdır.

İş Kazası Davasında Avukatın Önemi

İş kazalarında işçilerin hakkını alabilmesi için profesyonel bir avukatla çalışmak oldukça önemlidir. Meydana gelen bir kazanın, SSK mevzuatına göre iş kazası sayılabilmesi ve bu iş kazasının yardım yapabilmesi için aranan unsurlar şu şekildedir.

Bursa İşçi Avukatıİş Kazası Varlığı

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamındaki 13. madde iş kazaları için hazırlanmıştır. Aşağıdaki listede belirtilen 5 durumun yaşanması halinde, durum iş kazası olarak değerlendirilecektir.

  • Sigortalı kişinin işyerinde olduğu anda meydana gelen her türlü kaza, iş kazası olarak değerlendirilmektedir. Yani, kazanın işyerinde gerçekleşmesi yeterlidir. Bu durumda işçinin çalışması veyahut dinlenme süresi içerisinde olması önemli değildir. Örnek vermek gerekirse sigortalı kişinin işyerindeyken intihar etmesi, vurulması gibi durumlar da iş kazası olarak kabul edilmektedir.
  • İşyeri sahibi tarafından yürütülen iş nedeniyle sigortalı işçi kendi adına veya hesabına bağlı çalışıyor olsa bile, yürütmekte olduğu işte bir kaza geçirmesi iş kazası olarak görülmektedir. Önemli olan husus, kazanın iş yürütme esnasında gerçekleşmiş olmasıdır. Örneğin bir işçi oto tamirde çalışırken başka bir aracın ona vurması, iş kazası olarak sayılabilecektir.
  • Sigortalı işçi, işvereni tarafından verilen bir görevi gerçekleştirebilmek için başka bir yere gittiyse ve kaza bu bağlamda gerçekleşmişse, iş kazası olarak sayılır. Bu noktada önemli olan husus, çalışan kişinin işvereni tarafından görevlendirilmiş olmasıdır. Bu durum kişi yurtdışına çıktıysa bile geçerliliğini korumaktadır.
  • Emziren bir anne olan sigortalı çalışan, çocuğuna süt verebilmek amaçlı işten çıkması ve yolda veyahut dönüşte başına gelen bir durum da iş kazası olarak kabul edilir. Bu durumda kazanın işyerinde gerçekleşip gerçekleşmediği önemli değildir. Önemli olan unsur, kazanın emzirme sürecinde gerçekleşmesidir.
  • Eğer sigortalı kişi işe gidip gelebilmek için işveren tarafından sağlanan bir araç kullanıyorsa, kazaya uğraması durumunda bu kaza da iş kazası kapsamına girmektedir. Örnek vermek gerekirse, bir işçi işe gidebilmek için servis beklerken bir araç ona çarparsa, bu durum da iş kazasıdır.

 

Bursa İşçi AvukatıKıdem Tazminatı Hangi Şartlarda Ödenir?

Kıdem tazminatı, bir işçinin çalıştığı işyerindeki sözleşmesinin bitmesi ve yasada sayılan durumlar kapsamında ve hizmet süresi ile çalışma ücretinin değişmesi durumunda işverenin ödemesi gereken tutarı ifade etmektedir. İşçinin çalıştığı süre zarfında yıpranması ve işverenine sadakatinin bir sonucu olarak işçiye verilen tazminat olarak değerlendirilebilir.

Kıdem tazminatının ödemesinin yapılabilmesi için ortada mutlaka bir sözleşmenin bulunması gerekmektedir. Sözleşmesiz çalışmalarda kıdem tazminatı almak mümkün değildir. Bu noktada bahsedilen iş sözleşmesi İş Kanunu’na bağlı olabileceği gibi, Deniz İş Kanunu, Basın İş Kanunu ve bu gibi diğer benzeri kanunlarda yer alabilmektedir.

Kıdem tazminat ödemesinin alınabilmesi için gerekli olan ve aranan bir diğer şart ise işçinin belirli iş yerinde en az 1 yıl boyunca çalışmış olmasıdır. Bu süreye tatil ve resmi izin günleri de dahildir. Ancak süre kapsamında olmayan grev ve lokavt gibi iş sözleşmesinin askıya alındığı durumlar geçerli değildir. Buna ek olarak eğer işe alınan çalışanın ilk giriş döneminde 2 ay gibi bir deneme süresi varsa, bu süre sözleşmeye dahil olmadığı için 1 yıl kapsamına girmemektedir.

Kıdem tazminatı için süre hesaplaması yapılırken aynı işverenin değişik işyerlerinde faaliyet gösteren işçinin kıdemi birlikte hesaplanmaktadır. Ancak ilk iş sözleşmesi feshedildikten sonra işçi kıdem tazminatı ödemesi almışsa, ikinci dönem için süreç tekrar başlatılır.

Eğer işçi aynı anda birden fazla işveren ile çalışıyorsa ve bu birden fazla işveren arasında organik bağın olduğu tespit edilirse, süre birlikte hesaplanmaktadır. Mevsimlik olarak çalışan işçilerin de aktif olarak çalıştıkları süre baz alınmaktadır. Kısmi süreli çalışan işçinin kıdemi ise tam süreli çalışan işçi gibi hesaplanır. İşe başlama ve işten ayrılma arasında geçen süre dikkate alınır. İşyeri devredilmişse yeni işveren, işçinin eski işverenin yanında çalıştığı süre için eski işverene rücu edebilir.

Bursa İşçi Avukatıİhbar Tazminatı Davası

İşçi ile işveren arasında düzeni sağlamak ve yükümlülükleri yerine getirmek amacıyla iş sözleşmeleri yapılmaktadır. Örneğin işçiler, işverenleri tarafından verilen görev ve talimatları sorunsuz şekilde yerine getirmeli, işverenler de ödemeleri düzenli yapmalı ve işçi haklarına uyumluluk göstermelidir. İş sözleşmeleri incelendiği zaman her iki tarafın yükümlü olduğu konular ihbar kapsamındadır.

İhbar hususuna göre, iş ilişkilerinde bir tarafın diğerini yüzüstü bırakması ve bırakması durumunda cezalandırılması gerekmektedir. Bu noktada gerekli ihbarları belirtilen zamanda yerine getirmeyen taraf, bu yaşananların sonucuna katlanmaktadır. İş Kanunu kapsamında iş sözleşmeleri:

  • İşi 6 aydan az süren işçilerin bildirimi diğer tarafa aktarmasından itibaren 2 hafta,
  • İşi 5 ay ila 1,5 yıl süren işçiler için bildirimin diğer tarafa aktarılmasından başlayarak 4 hafta,
  • İşi 1,5 yıldan 3 yıla kadar süren işçiler için bildirimin diğer tarafa aktarılmasından başlayarak 6 hafta,
  • İşi 3 yıldan fazla süren işçiler için ise bildirimin diğer tarafa aktarılmasından itibaren 8 hafta sonra feshedilmiş sayılmaktadır.

Bursa İşçi AvukatıMobbing Nedir? Hangi Durumlar Mobbing Olarak Değerlendirilir?

Her işveren, işçilerini gözetmek, onların kişiliğini koruyup saygı duymak ve en önemlisi işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzen sağlamakla yükümlüdür. Dolayısıyla mobbing, işverenin işçiyi gözetme borcuna aykırılık teşkil etmesidir. Bu bağlamda işçi, sözleşmeye aykırılığa dayanarak haklı nedenle iş sözleşmesini feshedebilir, kıdem ve ihbar tazminatının yanı sıra şartları oluşmuşsa manevi tazminata da hak kazanabilir.

Mobbing, işverenler tarafından yapılmış olsa bile işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Zira işverenin ihmali davranışları da sözleşmeye aykırılık oluşturur. Fakat bilinmesi gerekir ki bu durumlarda tazminat hakkının var olsa dahi ispatı baya zor olan bir durumdur. Zira mobbing ispatlanması oldukça güç bir eylemdir. Ancak kanıtlar var ise, mobbing yapan işverene dava açılarak olumlu sonuç alınabilir. Yargıtay uygulaması da mobbingin varlığına dair kuvvetli olguların bulunması halinde, tazminat hakkının doğacağı yönündedir.

Tüm bunlara ek olarak, mobbing Ceza Kanunu kapsamında doğrudan yer almamaktadır. Fakat mobbingin unsurları göz önüne alınınca hakaret, huzur ve sükunu bozma, ayrımcılık, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, tehdit, cinsel taciz  gibi suçların da kapsamına girebilir. Yani, bir çalışan mobbing eylemlerine maruz kalıyorsa hakkını arayabilir. Bunun için maddi veya manevi tazminat davalarına başvurulabilmektedir.

Bursa İşçi AvukatıFazla Mesai (Fazla Çalışma) Alacağı

Fazla mesai alacağının tespiti için öncelikle fazla sürelerle çalışma ile fazla çalışma kavramları ayırt edilmelidir. Fazla sürelerle çalışma, işçinin haftalık çalışma süresinin 45 saatin altında belirlendiği durumlarda, belirlenen çalışma süresinin 45 saate kadar aşılması durumunda ortaya çıkar. Bu durumda işçi, fazla çalıştığı süreler bakımından saatlik ücretinin %25 fazlası kadar ücrete hak kazanacaktır.

Fazla çalışma ise haftalık ortalama çalışma süresinin 45 saat ya da altında belirlendiği durumlarda 45 saati aşan çalışmaları ifade etmektedir. Bu durumda ise işçiye saatlik ücretinin %50 fazlası, fazla çalışma süreleri bakımından ödenmelidir.

Fazla mesai davaları bakımından, fazla mesainin yapıldığının ispatı işçiye, karşılıklarının ödendiğinin ispatı ise işverene aittir. İşçi, fazla mesainin yapıldığını farklı deliller ile ispat edebilir. Uygulamada fazla mesainin gerçekleştiğinin en sık ispat aracı tanıklardır. Ortalama iki tanık ile işçi fazla mesailerin yapıldığını ispat edebilecektir. Tanıkların beyanları, dava açan işçi ile aynı dönemde çalıştıkları dönemlerle sınırlı olarak önem arz etmektedir. Öte yandan aynı işverene karşı davası bulunan ve devam eden tanıkların beyanlarının fazla mesai ve ulusal bayram genel tatil alacakları bakımından itibar görmeyeceği de Yargıtay uygulamaları ile sabittir.

İşçi

İş hukuku kapsamında 4857 sayılı madde incelendiği zaman, işçi tanımının net bir şekilde yapıldığı görülmektedir. Bir iş sözleşmesine bağlı olarak faaliyet göstermekte olan gerçek kişiler işçi olarak adlandırılmaktadır.

Kanundaki tanıma göre bir kişinin işçi sınıfına dahil olabilmesi için belirli bir iş sözleşmesine bağlı olarak çalışması gerekmektedir. Aynı kanun kapsamındaki 4. madde incelendiği zaman istisnai işler yapılmıyorsa (çıraklık, deniz ve hava taşıma işleri, ev hizmetleri gibi), işçi olarak sınıflandırılmaktadır.

İş Kanunu’na göre kişinin işçi olarak sayılması için doğrudan fiziksel bir alanda çalışmasına gerek yoktur. Yani, fikri çalışma grupları da aynı şekilde görülmektedir. Sanayi, hizmet, ticaret, kamu gibi sektörler fark etmeksizin iş sözleşmesi ile çalışan herkes işçi olarak değerlendirilmektedir.

İşveren

Kanundaki tanımlar incelendiği zaman, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler işveren olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca tüzel olmayan kurum ve kuruluşlar da işveren sınıfına girmektedir. Bu bağlamda devlet, üniversite, şirket, firma, sendika ve bu gibi kuruluşlar da işveren olarak adlandırılmakta ve bu belirtilen husus dışında işveren olabilmek için herhangi bir ek şart aranmamaktadır.

Bursa İşçi Avukatıİş Sözleşmesi

İş Kanunun 8. maddesi, iş sözleşmesinin tanımını açıkça yapmaktadır. Bu bağlamda iş sözleşmesi, işçilerin bağımlı olarak iş görmesini ve işveren tarafın da bu işler karşılığında ücret ödemesini yüklendiği bir sözleşmedir. Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tabi değildir.

Basit ifade ile işçinin iş görmeyi, işverenin de ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmelere iş sözleşmesi denmektedir. Kanunumuzda birçok sözleşme türü düzenlenmiştir. Bunların hepsi birbirinden farklı özelliklere sahip olup, taraflar arasında hukuki uyuşmazlığın olması durumunda sözleşme türüne göre farklı uygulamalarda bulunulacaktır.

Bursa İşçi Avukatıİş Hukuku Avukatı Ekibimizin Sunduğu Hizmetler

  • Kıdem, ihbar ve işe iade davalarının açılması ve takibi
  • Fazla mesai ücretlerinin ve yıllık izinlerinin hesaplanması ve kullanılması
  • İşçi ve işverenlerin haklarının korunması konularında danışmanlık yapılması
  • Güncel mevzuatlara uygun sözleşmelerin hazırlanması
  • Ölüm, iş görmezlik, iş kazası vs. gibi durumlarda dava açılması ve takibi
  • Haklı sebeplerden ötürü iş sözleşmesinin feshedilmesi
  • Mobbing ve kötü niyet gibi istenmeyen durumlarla karşılaşılması durumunda tazminat davalarının açılması ve davaların takip edilmesi
  • İşçilerin ve işyerinin güvenliği konusunda dikkate alınması gereken hususlarda danışmanlık yapılması
  • Çalışan ve üçüncü kişiler yönünden işverenin kusursuz sorumlulukları

Bursa’da iş-işçi davalarında avukatlık arayışında olanlara kaliteli hizmetler sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuza ulaşmak ve iş hukuku alanındaki ihtiyaçlarınızı karşılamak için web sitemizde yer alan iletişim yöntemlerini inceleyebilir ve kolay bir şekilde bizlere ulaşabilirsiniz.

Bursa’da iş-işçi davalarında avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine girerek “İletişim” sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede İş Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

]]>
Ceza Davalarında Avukatlık Hizmeti https://kemaluslu.av.tr/bursada-ceza-davalarinda-avukatlik/ Sun, 20 Nov 2022 12:46:41 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=519 Bursa Ceza AvukatıBursa’da Ceza Davalarında Avukatlık Hizmeti

Bursa’da ceza davalarında avukatlık hizmeti sunan Kemal Uslu Avukatlık Bürosu, hem gerçek hem de tüzel kişilere yönelik yapılan her türlü suç istinadı, soruşturma, şikayet ve bu gibi ceza davalarında müvekkillerine danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Bu hizmetler bütünü sayesinde gerçek veyahut tüzel kişiler ceza davalarında en iyi şekilde temsil edilebilmekte ve davalardan başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

Bursa’da ceza davalarında avukatlık hizmetleri, Ceza Hukuku kapsamında yer alan bilgiler ışığında gerçekleştirilmekte ve avukatlarımızın sahip olduğu deneyimler ile sürdürülmektedir. Ülkemizde ceza yargılamaları Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile yapılmaktadır. Ceza Kanunu suçları ve bu suçlar karşılığında verilecek cezaları belirler, Ceza Muhakemesi Kanunu ise yargılamaların usulen nasıl ilerlemesi gerektiği belirler.

Ceza davalarında, avukatlarımız müvekkillerin karşılaştıkları durumlara karşı gerektiğinde şikayet dilekçesi oluşturmakta, kolluk ve savcılıkta ifade alınırken müvekkillerinin yanında hazır bulunmakta ve davanın gerçekleşeceği Ceza mahkemelerinde (Sulh Ceza Mahkemesi, Asliye Ceza Mahkemesi, Ağır Ceza Mahkemesi) sanık veya müştekilerin vekili olarak görev almaktadır. Ayrıca daha önce de belirttiğimiz gibi Ceza Hukuku anlamında danışmanlık hizmeti de sunulmaktadır.

Ceza davaları kapsamında çalışan avukatlarımız, ayrıca vekillerine verilen tutuklama kararlarına ve takipsizliklere itiraz etmekte, istinaf ve temyiz dilekçesinin hazırlanmasını üstlenmektedir. Tutuklu olan müvekkilleri ise düzeli olarak ziyaret ederek dava takibini sürdürmektedir.

 

Bursa Ceza AvukatıCeza Hukuku Temel Kavramları

Ceza hukuku, en kapsamlı hukuk alanlarından bir tanesi olup, bu alandaki temel kavramların mutlaka bilinmesi gerekmektedir. Çünkü ceza kanunlarını bilmeyen bir kişi, ceza kanunlarının bilinmemesini mazeret olarak öne süremez. Bu durum kanunlarda açıkça belirtilmiştir. Ceza davasına bakan avukat; müdafisi olduğu kişilerce ceza hukuku kapsamına giren bir suç işlenmesi durumunda olayı iyi şekilde anlayarak, iyi bir savunma hazırlamayı ve haksız yere alınabilecek cezaları önlemeye yardımcı olmalıdır. Bu bağlamda Ceza Hukuku’nu bilmenin yadsınamayacak kadar çok faydası bulunmaktadır. Ceza Kanunu’nda belirtilen açıklamalara göre bu kanunların amacı;

  • Kişinin hak ve özgürlüklerini
  • Kamunun düzen ve güvenliğini
  • Hukuk devletini
  • Kamu sağlığını
  • Çevreyi
  • Toplum barışını korumak ve suç işlenmesini önlemektir.

Toplumda suç işlenmesini önlemek ve bir suç işlenmesi durumunda yaptırımların olacağını bildirmek amacıyla oluşturulan bu kanun, herhangi bir suç işlenmesi durumunda devreye girerek oluşabilecek tüm mağduriyetlerin önüne geçmeyi amaçlamaktadır.

Ceza Kanunu’nda bazı ilkelere de değinilmiştir. Bu ilkelerin göz önünde bulundurulması da oldukça önemlidir. Bu ilkelerden birinde, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz denmektedir. Bu da, işlenen bir suçun yasalarda belirtilmemesi halinde kişinin ceza almayacağı anlamını taşımaktadır. Ayrıca eğer bir suç yasada bulunmuyorsa ve sonradan bununla ilgili bir yasa çıkacaksa, yasadan önce işlenen suç için kimse cezalandırılamaz. Ayrıca suçun işlendiği zaman yürürlükte olan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır.

Kanunların geriye yürümezliği ve lehe olan kanunun uygulanması ilkesi ceza hukukunun zaman bakımından uygulanması hususundaki temel ilkelerdendir.

Belirtilen bu ilke ve kavramların iyi şekilde bilinmesi, kişiler tarafından işlenen suçlara iyi şekilde savunma yapmaya da yardımcı olacaktır.

 

Bursa Ceza AvukatıCeza Sorumluluğu Şahsidir

Ceza sorumluluğu şahsidir. Hiçbir insan, başkası tarafından işlenen bir suçun sorumlusu olarak kabul edilip yargılanamaz. Ceza hukukunda kast, failin fiili bile isteye yapmasıdır. Doğrudan kast fiili bilme ve isteme şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Olası kast ise olursa olsun şeklinde daha anlaşılır olarak açıklanabilir. Doğrudan kast failin fiili doğrudan eylemi işlem üzerinedir. Olası kastta ise ortaya çıkacak olan suçun gerçekleşeceği öngörüldüğü halde fiile devam edilmektedir.

Ceza Hukuku kapsamında en çok karşılaşılan terimlerden bir diğeri de taksirdir. Taksir, özen ve dikkat yükümlülüğüne aykırı davranışları tabir etmektedir. Eğer bir suç işlenirken sonucun bu olacağı öngörülememiş sonuç hiç istenmemişse basit bir taksirden söz edilir. Ancak “nasılsa bir şey olmaz” düşüncesine girilerek suç eylemine devam edilmişse, bu durum bilinçli taksir olarak adlandırılacaktır.

Suç eylemlerinde suçun yükü şu şekilde belirlenir: Olası kast ile işlenen bir suçun yaptırımı doğrudan kasta göre, basit taksirle işlenen bir suçun yaptırımı bilinçli taksirle işlenen bir suçun yaptırımına göre daha hafif olmaktadır.

Ceza Kanunu’na göre kanunun hükmü ve amirin emri, meşru savunma ve zorunluluk hali, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası, cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit, haksız tahrik, hata, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır dilsizlik, geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma gibi etkenler ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan sebeplerdir.

Suç işleme durumunda verilecek cezalar para veya hapis cezası şeklinde belirlenebilmektedir. Cezanın ne olacağı belirlenirken;

  • Suçun işleniş biçimi
  • Suçun işlenilmesinde kullanılan araçlar
  • Suç konusunun önem ve değeri
  • Suçun işlendiği zaman ve mekan
  • Suç sonucu meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı
  • Varsa zararın bedeli
  • Failin kast veya taksiri
  • Suç işlenirken güdülen amaç gibi unsurlara dikkat edilmektedir.

Bu hususlar detaylı şekilde incelendikten sonra suç sonucu faile verilecek cezanın alt ve üst sınırı belirlenmekte ve bu doğrultuda cezai işlem uygulanmaktadır.

 

Bursa Ceza AvukatıGenel Olarak Ceza Hukuku

Ceza Hukuku kapsamında işlenen konular genel olarak suçlar ve bu suçların yaptırımları üzerinedir. Ceza Kanunu kapsamında işlenen pek çok suça değinilmiş ve bu suçların nasıl cezalandırılacağı açıklanmıştır. Bu kanunlar kapsamında yer alan başlıklar aşağıdaki listede belirtilmektedir.

  • Hayata karşı suçlar (Kasten Öldürme)
  • Vücut dokunulmazlığına karşı suçlar ( Kasten Yaralama)
  • Adliyeye karşı suçlar (İftira)
  • Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar (Cinsel Saldırı, Çocukların Cinsel İstismarı)
  • Özel hayata ve hayatın gizli alanlarına karşı suçlar (Özel Hayatın Gizliliğini İhlal)
  • Kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişine karşı suçlar (Zimmet, Rüşvet, İrtikap)

Yukarıda sayılan bu suçlar, kimi zaman kesten kimi zaman ise taksirle işlenebilmektedir. Suçun nasıl işlendiği, cezai yaptırımların nasıl olacağını da doğrudan etki etmektedir. Örnek vermek gerekirse istemeden başka birinin malına zarar veren bir kişi, ceza hukuku kapsamında suçlu sayılmaz. Çünkü bu suç ancak kasten işlenebilmektedir taksirle işlenemez. Ancak verilen zarar kasten ve bilinçli şekilde yapılmışsa, bu durum cezayı beraberinde getirmektedir.

Ceza hukuku kapsamında yer alan suçlar, ince ayrıntılarıyla incelendiği zaman sonuçlarında değişiklik gösterebilmektedir. Yukarıda verilen örnekte de görülebildiği üzere suçun işleniş şekli önem arz etmektedir. İşleniş biçimine göre bazı durumlarda az ceza alır, bazı durumlarda da hiç ceza almaz. Başka bir örnek vermek gerekirse şikayete tabi suçlarda şikâyet süresi suçun ve suçlunun öğrenilmesinden itibaren altı aydır. Mağdur olan kişi bu süreden sonra talepte bulunsa dahi talebi ciddiye alınmayacaktır.

Davalarda tarafların kendilerini en iyi şekilde ifade edebilmesi, verilen sonuca itiraz edebilmesi, destekli kanıtlar sunabilmesi için iyi avukatlar ile çalışılması gerekmektedir. Kemal Uslu Avukatlık Bürosunun ceza hukuku anlamında verdiği avukatlık ve danışmanlık hizmetleri, davalardan olumlu sonuçlar alınabilmesi için oldukça önemlidir ve bu bağlamda kapsamlı hizmetler sunulmaktadır.

 

Bursa Ceza AvukatıCeza Hukukunda Avukatın Önemi

Ceza hukuku alanında faaliyet gösteren avukatlar; şüpheliyi, sanığı, mağduru, suçtan zarar göreni, katılanı ve suçtan sorumlu olan diğer kişileri temsil etmektedir. Avukatlar, bu bağlamda dava sürecinde aktif şekilde rol oynamakta, duruşmalara katılmakta, sorgularda müvekkilini yalnız bırakmamakta ve itirazları sözlü ve yazılı olarak gerçekleştirmektedir. Kısaca özetlemek gerekirse, ceza hukuku alanında faaliyet gösteren avukatlar, insanların haklarını en iyi şekilde temsil etmektedir.

Avukat eğer mağdur kişiyi savunuyorsa, avukatın bu doğrultuda en önemli görevi kayıpların telafisi ve vicdani tatminin sağlanmasıdır. Avukat şüpheli veya sanığı savunuyorsa da, özgürlüğün korunması, haksızlığın ortadan kaldırılması ve orantısız yaptırımlara maruz kalınmaması amaçlanmaktadır.

Tüm bu hususlar incelendiği zaman ceza davalarına bakan avukatların büyük bir önemi olduğu ve mevcut hakları en iyi şekilde savunma gayretinde oldukları görülmektedir. Riske atılmaması gereken konuları kapsayan ceza hukukunda iyi bir avukat ile çalışmanın önemi yadsınamayacak kadar fazladır. Bu nedenle iletişim ve anlama becerileri yüksek, müvekkilini en başarılı ve profesyonel şekilde temsil edebilen avukatlar ile birlik içerisinde olmak oldukça büyük bir önem arz etmektedir.

Diğer hukuk alanlarından farklı olarak ceza hukukunda yaptırımlar çok daha fazla olabilmektedir. Ayrıca yargılanan kişi özgüven kaybı, sosyal baskı, maddi kayıplar da yaşayabilmektedir. Bu nedenle ceza hukuk kapsamındaki davalar oldukça önemlidir. Zira kişilerin gelecekteki hayatları büyük bir tehlikeye girebilir. Bu nedenle daha önce de belirttiğimiz gibi avukat seçiminin önemi oldukça büyüktür.

 

Bursa Ceza AvukatıCeza Davalarına Bakan Bir Avukat Olarak Hizmetlerimiz

Ceza hukuku alanındaki davalara bakan avukatlık ve danışmanlık hizmeti veren büromuzda;

  • Şikayet dilekçesinin ve eklerinin hazırlanması
  • İfade alımı sırasında savcılık veya kollukta hazır bulunulması
  • Ağır Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olunması
  • Asliye Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olarak rol oynanması
  • Sulh Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olunması
  • Savcılık tarafından verilen takipsizlik kararına itiraz edilmesi
  • Hagb kararlarına karşı itiraz
  • Adli para cezalarına karşı istinaf başvurusu
  • İstinaf dilekçesinin hazırlanması
  • Temyiz dilekçesinin hazırlanması
  • Tutuklanma ve koruma kararlarına itiraz edilmesi

Cezaevinde tutuklu ve hükümlü ziyaretlerin yapılması gibi Ceza Hukuku kapsamında yer alan pek çok hizmet sunulmaktadır.

Bursa’da Ceza Davaları Avukatlık Hizmeti

Bursa’da ceza davalarında avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine girerek “İletişim” sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede Ceza Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

]]>
Boşanma Davalarında Avukatlık Hizmeti https://kemaluslu.av.tr/bursada-bosanma-davalarinda-avukatlik/ Sun, 20 Nov 2022 11:29:33 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=501 Bursa Boşanma AvukatıBursa’da Boşanma Davalarında Avukatlık Hizmeti

Bursa’da boşanma davalarında avukatlık hizmeti veren Kemal Uslu Avukatlık Bürosu, aile hukukunun boşanma alanında oluşturulmuş kanunlar ve içtihatlar ışığında hareket eden ve müvekkillerine en başarılı sonucu sağlamak için hizmet veren profesyonel bir avukatlık bürosudur. Evliliğinde mutlu olmayan kişilerin yasal yollarla evliliklerine son vermesini sağlayan bu hizmetler bütünü, iyi bir araştırma ve planlama gerektirmektedir.

Boşanma sebepleri incelendiği zaman temel olarak karşımıza iki farklı grup çıkmaktadır. Özel ve genel sebepler olmak üzere iki ayrı başlıkta incelenen boşanma sebepleri, Medeni Kanun’un 161 ile 166. maddeleri arasında açıklanmıştır. Bu bağlamda zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığına sahip olma özel sebepler olarak belirtilmektedir. Evlilik birliğinin sarsılması, şiddetli geçimsizlik, anlaşmalı şekilde boşanma da genel sebepler altında incelenmektedir.

Bursa Boşanma AvukatıBursa’da Boşanma Davalarında Avukatlık Hizmeti Sunmaktayız

Hukuk büromuzda profesyonel olarak boşanma davalarında avukatlık ve danışmanlığı hizmetleri sunulmaktadır. Bu bağlamda hem boşanma davası açılırken hem de boşanma davasının sonrasında danışmanlık verilmekte ve bu doğrultuda kararlar alınmaktadır. Zira boşanma her ne kadar yasal yollardan evlilik kurumunu sona erdirme anlamına gelse de, boşanma davalarında pek çok detay incelenmektedir. Velayet, nafaka, mal rejimi, mal paylaşım sözleşmeleri, çekişmeli boşanma, anlaşmalı boşanma gibi pek çok farklı durum söz konusu olabilmektedir.

Boşanma Hukuku kapsamına dahil olan tüm avukatlık ve danışmanlık işlemleriniz için Bursa’da Kemal Uslu Avukatlık Büromuza ulaşabilirsiniz. Web sitemizin iletişim sekmesinden bizlere ulaşabileceğiniz gibi, ayrıca 0544 789 98 80 numaramızı kullanarak da bizlere ulaşabilirsiniz.

 

Boşanma davalarına bakan avukatlarımız, evlilik öncesi ya da evliliğin sürdürülme aşamasında sözleşmelerin hazırlanması, evlilik sonrası mal paylaşımı için eşlerin bilgilendirilmesi, planlamanın yapılması ve sözleşmenin tamamlanması ile ilgili de hizmet sunmaktadır. Bu sayede evlilik sona erdikten sonra taraflar mal varlıklarını eşit ve sorunsuz bir şekilde paylaşılabilmektedir.

Bursa Boşanma AvukatıBursa’da Boşanma Davalarına Bakan Avukat Ekibimizin Hizmetleri

Kemal Uslu Avukatlık Bürosu tarafından Boşanma Hukuku kapsamında sunulan hizmetler;

  • Anlaşmalı boşanma davası
  • Çekinmeli boşanma davası
  • Mal rejimi (Mal Paylaşımı)
  • Nafaka davası
  • Tanıma ve tenfiz davası (Yurt Dışında Alınan Boşanma, Nafaka, Velayet Davalarının tanıması ve tenfizi)
  • Uzaklaştırma davası
  • Velayet davası
  • Maddi ve manevi tazminat davası ve tüm bu davaların takibi şeklindedir.

Boşanma Hukuku kapsamında ihtiyaç duyulan tüm avukatlık ve danışmanlık hizmetleri, Kemal Uslu Avukatlık Bürosu tarafından uzmanlıkla sunulmaktadır. Siz de bu hizmetlerden faydalanabilmek ve boşanma süreci içerisinde olan evliliğinizi bitirmek ve mal paylaşımı, velayet ve nafaka gibi Boşanma Hukuku kapsamına dahil olan işlemleri yapmak için bizlere ulaşabilirsiniz.

Bursa Boşanma Avukatı

Anlaşmalı Boşanma Davaları Nerede Açılır?

Bursa’da Anlaşmalı Boşanma Davası nerede açılır? Anlaşmalı boşanma davası Bursa Aile Mahkemelerinde açılır.  Evli bir çift, ortak bir karar ile evliliklerini sona erdirmek isteyebilir. Bu durum anlaşmalı boşanma olarak adlandırılmakta ve Medeni Kanun’un 166/3 maddesinde açıklanmıştır. Ancak bu noktada her iki taraf da boşanmak istese de, boşanmanın sağlanabilmesi için bazı koşulların sağlanması gerekmektedir. Anlaşmalı Boşanma Davası açabilmenin şartları nelerdir? Medeni Kanun’a göre bir çiftin anlaşmalı olarak boşanabilmesi için şu şartları yerine getirmesi zorunlu tutulmaktadır:

  • Bitirilmek istenen evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması
  • Eşlerin birlikte boşanma talebinde bulunması
  • Her iki tarafın da hakim tarafından dinlenmesi
  • Anlaşmalı boşanmaya bağlı olan hususların protokole bağlanması

Yukarıda belirtilen 4 hususun sağlanmaması durumunda meydana gelebilecek 2 durum bulunmaktadır. Eğer eşlerden biri duruşma esnasında boşanmak istemediğini belirtirse, anlaşmalı boşanma çekişmeli boşanmaya dönüşecektir. Eğer evlilik 1 sene sürmemişse dava mahkemece reddedilecektir. Bu nedenle anlaşmalı şekilde evliliklerini bitirmek isteyen tarafların bu hususları mutlaka karşılıyor olması gerekmektedir.

Anlaşmalı boşanma davaları, tüm gereklilikler sağlandığı zaman kolaylıkla sonlandırılmakta ve yıllar süren bir davaya dönüşmemektedir. Bu sayede taraflar yıllar içerisinde maddi ve manevi anlamda yıpranmamaktadır. Bu davalarda tarafların iradelerine değer vermek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda boşanma sonucunda maddi ya da manevi olarak güçsüz kalacak olan eşin hakları da göz önünde bulundurulmaktadır. Bu bağlamda nafaka, velayet, tazminat gibi haklar doğmaktadır.

Evlilik sonlandırma eylemi her iki tarafın ortak kararı olsa da, bu noktada bilinmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır. Bu evlilikten çocuk olup olmaması, boşanmanın beraberinde getireceği mali sonuçlar, yargı giderleri, tazminat, nafaka gibi önemli konular protokolde açıkça belirtilmelidir. Bu nedenle yalnızca boşanma eyleminin yasal şekilde gerçekleştirilmesine değil, boşanmanın getireceği sonuçlar da düşünülmelidir.

Bursa Boşanma Avukatı

Anlaşmalı Boşanma Davası Süreci

Anlaşmalı boşanmalar, eşlerin bizzat başvurusu ile açılabileceği gibi, vekil olan avukatlar tarafından da yürütülebilmektedir. Anlaşmalı boşanma sürecine girecek olan tarafların mutlaka bilmesi gereken bazı hususlar söz konusudur. Bu hususları kısaca özetlemek gerekirse;

  • Tarafların bizzat veyahut avukatları tarafından dava dilekçelerinin oluşturulması,
  • Anlaşmalı boşanma protokolünün düzenlenmesi,
  • Duruşma esnasında tarafların hakime boşanma iradelerini beyan etmeleri gerekmektedir.

Boşanma Davalarında Dava Süresi

Anlaşmalı boşanma davaları, en kısa süre içerisinde sonlanan davalar arasında yer almaktadır. Ancak genel olarak bakıldığı zaman davanın ne kadar süreceği, mahkemenin o anki durumuna bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Ortalama olarak 2 ila 4 ay arasında sürse de, mahkemenin müsaitlik durumuna göre daha kısa ya da daha uzun bir süreç gerektirebilir. Dava genellikle tek bir duruşmada sonlandırılır. Bu duruşmalarda tarafların eksiksiz olarak katılımı gerekmektedir. Boşanma beyanının bir kez daha mahkeme önünde belirtilmesinin ardından verilecek olan boşanma kararının kesinleşmesi neticesinde boşanma davası sonuçlanmış olacaktır.

Boşanma Davası Nerede Açılır? Görevli ve Yetkili Mahkeme Neresidir?

Anlaşmalı Boşanma Davaları ve Çekişmeli Boşanma Davaları Aile Mahkemelerinde açılmaktadır. Boşanma işleminin gerçekleştirilebilmesi için başka bir mahkemeye başvuru yapılamamaktadır. Aile mahkemesinin olduğu yerde başka bir mahkemede boşanma davası açılması durumunda görevsizlik kararı verilir.  Eğer anlaşmalı boşanma da dahil olmak üzere aile kurumunu ilgilendiren davalar için başka bir mahkemeye başvuru yaparsanız, davanız hakkında görevsizlik kararı verilecektir. Boşanma davalarında Yetkili Mahkeme ise Medeni Kanunda belirtilen yetki kurallarına göre belirlenecektir. Bu yetki kuralları çerçevesinde Boşanma davaları taraflardan birinin yerleşim yerindeki mahkemede veya tarafları evliyken son 6 ayda içinde ikamet ettikleri yerdeki aile mahkemesinde açılır. Eğer yerleşim yerinde veya son 6 ay içinde ikamet edilen yerde aile mahkemesi yoksa dava asliye hukuk mahkemesinde açılır. Asliye hukuk mahkemesi davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakar.

Bursa Boşanma Avukatı

Anlaşmalı Boşanma Davaları Hakkında Genel Bilgiler

Anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanmalara göre çok daha kısa sürede sonuçlanan ve ortak bir karar sonucu açılan davalardır. Bu davalar, daha önce de belirtildiği üzere Aile Mahkemelerinin ilgilendiği konular arasında yer almaktadır. Eşlerden birinin yerleşim yeri veyahut son 6 ay içerisinde eşlerin birlikte yaşadığı yerin mahkemesine başvuru yapılmaktadır. Anlaşmalı boşanma davaları hakkında genel bilgiler şu şekildedir:

  • Eşler arasında boşanma ile ilgili ortak bir karar verilmelidir.
  • Eşler en az 1 yıldır yasal olarak evli olmalıdır.
  • Eşler boşanma sonrası isteklerini ve menfaatlerini belirtmeli ve bu konuda da anlaşma sağlanmalıdır.
  • Bu evlilikten olma bir çocuk varsa, bu çocuğun menfaati doğrultusunda kimde kalacağına ortak karar verilmeli ve protokolde bu da belirtilmelidir.

Yukarıda da görüldüğü üzere anlaşmalı boşanma davalarında ilk olarak ortak bir karar verilmiş olması önemlidir. Daha sonrasında ise her iki tarafa da uygun olacak şekilde bir protokol düzenlenmeli ve bu şekilde mahkemeye başvuru yapılmalıdır. Zira her iki taraf için de uygun bir protokol sağlanırsa, boşanma süreci çok daha hızlı olacaktır. Bu nedenle de boşanma davalarında avukatlık ve danışmanlık sağlayan profesyonel bir avukatla çalışılması oldukça önemlidir

Bursa Boşanma Avukatı

Çekişmeli Boşanma Davalarında Avukatlık Hizmeti

Çekinmeli boşanma, boşanmak isteyen eşlerden birinin istemesi veya anlaşamayarak açtıkları bir dava türüdür. Çekişmeli boşanmalar eşlerin kusurlarının ön planda olduğu bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu boşanma davalarında tek bir tarafın boşanma talebinde bulunması, davanın açılması için yeterli olmaktadır. Ayrıca bu tür davalarda boşanma sonucu protokollerle değil, kusur oranları doğrultusunda belirtilmektedir. Zira bu davalarda taraflardan biri diğerini suçlu bulabilir, mağdur olduğunu savunabilir ya da her iki taraf da boşanmak istese de bir anlaşmazlık yüzünden dava çekişmeli olabilir.

Çekinmeli boşanma davaları incelendiği zaman, bu davaların anlaşmalı boşanma davalarından daha uzun sürdüğü görülmektedir. Zira daha önce de belirtildiği üzere bu davalar ortak bir karar olmadığı ve protokol ile sonuçlanmaması, bu davaların yıllarca sürmesine sebebiyet verebilmektedir. Ancak alanında uzman bir avukat ile çalışılırsa, duruşmalarda iyi gerekçeler gösterilerek davanın süresi kısaltılabilmektedir.

Boşanma davasının şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılması, taraflardan birinin kusurlu veya diğer tarafa oranla daha kusurlu bulunmasına sebebiyet verebilir. Bu durumda kusurlu olan taraf, karşı tarafa nafaka veyahut tazminat ödemek zorunda kalabilir. Bu nedenle karşı tarafın kusurlu olduğunu düşünen taraf, mutlaka iyi bir avukatla çalışarak hakkını en iyi şekilde aramalı ve evlilik sonucu karşı karşıya kalabileceği maddi ve manevi hasarı azaltmalıdır. 

Çekişmeli boşanma davasının sonucunda herhangi bir tazminat veya nafaka belirlenebilmekte ve bu ödemelerin alınabilmesi için farklı davalar da açılabilmektedir. Nafaka ödemeleri, aylık olarak düzenli şekilde yapılmaktadır. İştirak nafakası, yoksulluk nafakası ve tedbir nafakası olmak üzere 3 farklı nafaka türü bulunmakta ve bu nafakalardan hangisinin talep edileceği, tarafların durumuna göre belirlenmektedir. Ayrıca nafaka süreci, nafaka arttırma, nafaka azaltma, dava takibi gibi hizmetler de büromuz tarafından sağlanmaktadır. Tazminatlar ise bir sefere mahsus olan ve nafakalara göre daha yüklü olan bir ödeme türüdür.

Bursa Boşanma Avukatı

Çekişmeli Boşanma Davası

Medeni Kanun kapsamında bulunan 166. madde genel boşanma sebepleri arasında yer alan evlilik birliğinin sarsılmasından bahsetmektedir. Bu bağlamda eğer evliliğin temelleri sarsılmışsa, her iki taraf veya yalnızca bir taraf boşanma talebinde bulunabilir. Ancak bilinmesi gerekir ki, davayı açan tarafın daha fazla kusurunun olduğu tespit edilirse, davalı taraf itirazda bulunabilme ve davanın reddini isteme hakkına sahip olacaktır. Ancak bu hak kötüye kullanılırsa, hakim eşlerin ve evlilikten olan çocuğun haklarını koruyabilmek için boşanma kararı verebilir.

Evliliğin en az 1 yıl boyunca sürmüş olması ve eşlerin birlikte boşanma başvurusunda bulunması, anlaşmalı boşanma sürecidir. Anlaşmalı boşanmalarda taraflar bizzat hakimin kendisi tarafından dinlenmektedir. Çekişmeli davalar incelendiği zaman ise taraflardan biri boşanmak istemeyebilir, taraflardan biri kendini haklı görerek hak talebinde bulunabilir ve bu gibi uyuşmazlıklar meydana gelebilir. Bu durumda iyi bir avukatla çalışılması gerekmekte ve davalarda gerekli düzenlemeler yapılarak hakime haklı gerekçeler sunulması tavsiye edilmektedir. 

Bursa Boşanma AvukatıÇekişmeli Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Çekişmeli boşanma davaları hem tek taraf hem de iki tarafın birden talebi ile açılabilmektedir. Davaların planlanması, menfaatlerin belirlenmesi, danışmanlık hizmetinin verilmesi, davanın açılması, süreç takibi gibi temel işlemler, avukat ve boşanmak isteyen müvekkili tarafından ortak şekilde yürütülmektedir. Davanın açılmasının ardından hakimin boşanmayı reddedebilmesi de mümkündür. Boşanmanın reddedilmesi durumunda ancak ilerleyen 3 sene içerisinde tekrar aile birliği düzenini kuramayan eş ya da iki taraf birden mahkemeye tekrar başvuruda bulunabilir ve bu durumda boşanma kararı verilir.

Bu noktada bilinmesi gerekir ki, boşanmak istenen eşin mutlaka kusurlu olması gerekmektedir. Aksi halde dava boşanma ile sonuçlanmaz. Eğer eşler ortak karar üzerine boşanmak istiyorsa, bu noktada anlaşmalı boşanma devreye girer ve herhangi bir kusur veya hata sunulmasına gerek kalmadan boşanma işlemi gerçekleştirilebilir.

Bursa Boşanma Avukatı

Boşanma Davalarında Tazminat Davası

Medeni Kanun’da yer alan 174. maddeye göre, mevcut menfaatleri boşanma süreci nedeniyle zedelenen taraf kusursuz ya da karşı tarafa göre daha az kusurlu ise tazminat talebinde bulunabilme hakkına sahiptir. Bu durumda yapılacak ödeme, maddi tazminat olarak değerlendirilmektedir. Ancak tazminat davası açan taraf, karşı tarafın zina, kişilik haklarına saldırı gibi nedenlerden dolayı bu davayı açmışsa, yapılacak ödeme manevi tazminat kapsamındadır. Ayrıca kanunlar kapsamında belirtilen bilgilere göre zina eylemi kişilik hakkına tecavüz olarak değerlendirildiği için kusursuz olan eşe tazminat hükmedilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk dairesine göre; eğer kadın, eşinin eve geri dönmesini istiyor ve bu bağlamda ihtar talebinde bulunuyorsa, bu durum kadının eşini affettiği anlamına gelmekte ve erkek de artık kusurlu bulunamayacağından maddi ya da manevi tazminat ödemesi yapmak zorunda kalmayacaktır. Kısaca özetlemek gerekirse, davada haklı olarak kabul edilen taraf duruma bağlı olarak maddi ya da manevi tazminat alabilir ve hatta maddi ve manevi tazminat davası açarak haklarını savunabilir ve aldığı bu hasarları madden hafifletebilir. Ancak eşlerin birinin eve dönmesi talebinde bulunması durumunda, eş affedilmiş olarak kabul edileceği için bu ödemelerden muaf olur ve tazminata hak kazanamaz.

Tazminat ile ilgili bir örnek daha verilmesi gerekirse, eşi tarafından hakaret veya küfürlere maruz kalan kadınlar, sessiz kalmıyorsa ve bu hakaretlere sebep oluyorsa, boşanma hakkına sahiptir. Ancak eşi kadar kendisi de kusurlu bulunabilir. Bu durumda da her iki tarafın da aynı oranda kusurlu bulunacağı için tazminat talep edilse de kabul edilmeyecektir.

Sonuç olarak evlilik sonrası bir tarafın tazminat hakkını elde edebilmesi için karşı tarafa göre daha az kusurlu veya kusursuz bulunması gerekmektedir. Ayrıca tazminat talep edilen tarafın kusurlu olması, ilişkiye zarar veren taraf olması ve hukuka aykırılık durumunun söz konusu olması gerekmektedir.

Eşin manevi tazminat talebinde bulunabilmesi için kusursuz olması gerekmektedir. Manevi tazminat, kişinin evlilik esnasında psikolojik ve manevi olarak yeniden düzen kurabilmesini sağlamaktadır. Maddi tazminat ise tamamen maddi amaçlar için alınan ve evlilik sırasında veya sonrasında oluşan maddi hasarı karşılamak üzere alınmaktadır. Manevi tazminatın kazanılabilmesi için mutlaka kanıt gerekmektedir. Eğer bu yaşanan manevi zarar kanıtlanamaz ise manevi tazminat kabul edilmemektedir.

Bursa Boşanma Avukatı

Boşanma Davalarında Yasal Mal Rejiminin Sona Erme Tarihi

Mal paylaşımı olarak bilinen ve evliliğin sona erdirilmesi durumunda uygulanacak mal rejimi, Medeni Kanun kapsamında bulunan 202 ve bu maddenin devamı olan maddelerde belirtilmektedir. Bu bağlamda eşler arasında olan yasal mal rejimi, edinilmiş mallara katılma şeklinde olacaktır. Eğer eşler arasında ortak bir rejim belirlenmemiş ise kanunen edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanacaktır.

Son dönemlerde eşler arasında sıkça uygulanan evlilik sözleşmesi, eşlerin boşanması durumunda yapılacak mal paylaşımı üzerine de bilgiler içermektedir. Eğer boşanacak eşler arasında bu tarz bir sözleşme bulunmuyorsa ve ortak karar ile bir sözleşme yapılmamışsa, bu durumda yasalarda yer alan mal rejimi takip edilmektedir. Bu bağlamda da edinilmiş mallara katılma durumu söz konusu olacaktır ve bu doğrultuda hareket edilecektir.

Boşanmadan Sonra Ortak Malların Paylaşımı

Evliliğini sonlandırmayı talep eden eşlerin en çok ilgilendiği konulardan bir tanesi de ortak malların paylaşılması ile ilgilidir. Ortak malların paylaşımı, tarafların boşanmasının ardından malların ortak şekilde paylaşılmasına ve bu bağlamda hem maddi hem de manevi zararların azalmasına vesile olmaktadır. Örnek vermek gerekirse, eğer evlilik birliği içersinde alınan bir evin değeri uzmanlar tarafından belirlenecek ve ev bedelinin yarısı bir eşe diğer yarısı da diğer eşe pay edilmek üzere hüküm kurulacaktır. Aynı şekilde bölünemeyen mallar için aynı işlemler yapılabilmektedir. Buna ek olarak evlilik öncesinde veya evlilik sürecinde yapılmış bir evlilik sözleşmesi varsa, iki tarafın da ortak şekilde karar verdiği mal paylaşım düzeni takip edilebilir.

Ayrıca bilinmesi gerekir ki, kişisel malların iadesi için tarafların illa boşanmış olmasına gerek yoktur. Eğer iade edilmesi istenen mal ortak değilse ve karşı tarafa aitse, mal iade talebinde bulunmak için dava açabilir. Bu durumda mal sahibi kendi malını alabilir ve ortak olmayan mallar için aynı işlemler uygulanabilir. Ancak daha önce de belirtildiği üzere ortak malların paylaşımını sağlamak için boşanmanın sonuçlandırılmış olması gerekmektedir.

Bursa Boşanma AvukatıBoşanma Sonrası Mal Paylaşımı

Boşanma davalarının ardından yapılacak mal paylaşımları, her iki taraf için de büyük bir önem taşımaktadır. Bu paylaşımlar için Boşanma Hukuku hizmeti sunan donanımlı bir avukattan danışmanlık alınması önerilmektedir. Bu sayede taraflar kendi hakları ve bulunabilecekleri talepler hakkında detaylı bilgi alabilmekte ve bu doğrultuda hareket edebilmektedir. Ayrıca evlilik öncesi veya evlilik esnasında imzalanan evlilik sözleşmesinde yer alan mal rejimleri bulunuyorsa, bunlar için de avukat danışmanlığı alınabilmektedir.

Bursa’da boşanma davalarına hakim bir avukat arayışı içerisinde olan kişilere kapsamlı hizmetler sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuza internet sitemizde bulunan iletişim formu ya da telefon numarası üzerinden ulaşabilirsiniz. Bu sayede hem danışmanlık hizmetleri hem de evlilik sonlandırma ve bununla ilişkin davalarda avukatlık hizmetleri alabilirsiniz. Böylelikle boşanma aşamasından sonra da haklarınızı koruyabilmeniz mümkün olacak ve aldığınız maddi veya manevi hasar azaltılacaktır.

Bursa’da Boşanma Davaları Avukatlık Hizmeti

Bursa’da boşanma davalarında avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine girerek “İletişim” sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede Boşanma Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

]]>
Yaralamalı trafik kazası kaynaklı tazminat zamanaşımı süresi https://kemaluslu.av.tr/yaralamali-trafik-kazasi-kaynakli-tazminat-zamanasimi-suresi/ Sat, 19 Mar 2022 12:56:04 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=210 Yaralamalı trafik kazası kaynaklı tazminat zamanaşımı süresi

Yaralamalı trafik kazasından kaynaklı tazminat taleplerinde zamanaşımı süresi 8 yıldır ( 2918 sayılı KTK ‘nın 109/I,II, TCK 66/1-e ). Bu konu ile ilgili Yargıtay kararı aşağıdadır. İyi okumalar.

T.C. Yargıtay Başkanlığı

17. Hukuk Dairesi
Esas No.: 2014/21910
Karar No.: 2017/4338
Karar tarihi: 20.04.2017

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili; müvekkili …’in sevk ve idaresindeki … plakalı otomobil sürücüsü ile … Kamura sevk ve idaresindeki … plakalı aracın çarpışması sonucu 14/11/2005 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu müvekkilinin omurgası ve sol elinin kırıldığını belirterek 1.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili; davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava; trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. TBK’nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (…, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, … 2006, s. 794). Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında TBK m. 72 uygulanmaz. 2918 sayılı …’nın 109/I. maddesinde “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar” hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir” hükmüne yer verilmiştir.

Somut olayda; davacının yaralanmasına neden olan trafik kazasının 14.11.2005’te meydana gelmiş, dava 13.05.2013’te açılmıştır. Mahkemece her ne kadar, zamanaşımı süresinin ceza zamanaşımı süresi kadar uzayacağı kabul edilmiş ise de; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66/1-e maddesinde öngörülen sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu gözetilmemiştir. Buna göre; davalının zamanaşımı def’inin reddi ile işin esasına girilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 20.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

Bursa’da trafik kazası tazminat davalarında avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine giriş yapabilir ve “İletişim” sayfamıza giriş yaparak bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede Tazminat Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

 

]]>
Silahlı Terör Örgütü Üyeliği https://kemaluslu.av.tr/silahli-teror-orgutu-uyeligi/ Sat, 19 Mar 2022 12:53:52 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=207 SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ 

Hakkınızda Silahlı bir örgüte üye olmaktan (FETÖ) ceza davası açılabilmesi için aşağıda paylaşmış olduğum karar yol gösterici olacaktır. Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin “suç işlemek amacı” olması aranır.

T.C. Yargıtay Başkanlığı

16. Ceza Dairesi
Esas No.: 2017/1862
Karar No.: 2017/5796
Karar tarihi: 20.12.2017

Mahkemesi :Ceza Dairesi

Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma

Hüküm : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi

Sanık hakkında tayin olunan cezanın süresi itibariyle yasal şartları oluşmadığından, sanık müdafiinin duruşma isteminin CMK’nın 299. maddesi gereğince REDDİNE,

Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;

Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;

Karar başlığında suç tarihinin, “26.07.2016” yerine “22.07.2016” olarak yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Ayrıntıları Dairemizin 2015/3 E. sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili

emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yönetetiçileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin “suç işlemek amacı” olması aranır. (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf. 280)

Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrasında yardım fiiline yerverilmişir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet: eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCK’nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir.

Yardım fiilini işleyen failin, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması ve yapılan yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.

Yardım fiilleri, örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise, sanığın hukuki durumunun, örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilmesi gerekebilir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 E.sy. kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşrutiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilerek, bir Devlet okulunda öğretmen olarak görev yapan, örgütle irtibatlı olduğu için kapatılmasına karar verilen sendikaya üye olan, örgütün kriptolu iletişim ağı olan ByLock iletişim sistemini kullanmayan ancak 25.09.2014 ve 13.10.2014 tarihlerinde örgüt liderinin talimatı doğrultusunda anılan örgütle irtibatlı Bank Asya’ya eşi adına para yatıran sanığın faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermemesi karşısında örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadığından, konusu suç oluşturmayan ancak örgüt liderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden faaliyetlerin yardım suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması;

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 20.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Bursa’da ceza davalarında avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine giriş yapabilir ve “İletişim” sayfamıza giriş yaparak bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede Ceza Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

 

]]>
Şüpheden Sanık Yararlanır https://kemaluslu.av.tr/supheden-sanik-yararlanir/ Sat, 19 Mar 2022 12:52:04 +0000 https://kemaluslu.av.tr/?p=204 Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacına aykırı olarak, gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.

Yargıtay’ın sayısız içtihadında; amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latincede ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir.

Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suçun niteliğinin/vasfının belirlenmesi bakımından da geçerlidir.

“Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi, aslında, bireysel anlamda sanıkların yararı için değil, kamu yararı düşüncesi ile oluşturulmuştur. Neticede, bahse konu ilkenin evrensel özelliği, Anayasa ile teminat altına alınan “masumiyet karinesinin bir gereği olarak ortaya çıkması ve olası adli hataların kamu düzeni üzerinde yaratabileceği olumsuz etkiler bir bütün olarak dikkate alındığında; savunma makamını oluşturan sanık müdafii avukatların, muhakeme sürecinde gerekli olduğu durumlarda, anılan ilkeyi güçlü bir şekilde tartışmaya açmaları gerektiği değerlendirilmektedir.

Şüphesiz, ilkenin amacına ve ruhuna uygun olarak tatbikat imkanı bulabilmesi, bu tartışmaların iddia ve muhakeme makamları tarafından da esaslı bir savunma argümanı olarak görülmelerinin sağlanabilmesi ile mümkün olabilecektir. Bu durum da, savunma görevini ve sanığın müdafiliğini üstenen Ceza Hukuku Avukatının, anılan ilkeyi, suçtan kurtulmaya yönelik sıradan bir savunma argümanı algısına neden olmayacak tarzda ve dosyadaki delil durumu ile örtüşen gerekçelerle ortaya koyabilmesini gerekli kılmaktadır.

Bu ilke ile ilgili 2 güncel Yargıtay kararını paylaşıyoruz.

T.C. Yargıtay Başkanlığı – Ceza Genel Kurulu
Esas No.: 2017/623
Karar No.: 2019/123
Karar tarihi: 21.02.2019

Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Ağır Ceza

Sayısı : 78-164

Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık …’in 5237 sayılı TCK’nın 188/3, 62, 52, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 80 TL adli para cezası, sanık …’in ise aynı Kanun’un 188/3, 39/2-c, 62, 52, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, müsadereye ve mahsuba ilişkin İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.04.2015 tarihli ve 68-118 sayılı hükümlerin, sanıkların müdafileri ve sanık … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.01.2016 tarih ve 17086-124 sayı ile;

“Sanıkların kullanma miktarı sınırları içerisinde kalan uyuşturucu maddeyi, satma veya başkasına verme gibi kullanma dışında bir amaçla bulundurduklarına ilişkin savunmalarının aksine sanık …’in sonradan döndüğü ve atfı cürüm niteliğindeki beyanı dışında, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı, delil bulunmadığı, bu hali ile sabit olan fiillerinin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmaktan ibaret olduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise 07.06.2016 tarih ve 78-164 sayı ile;

“…Sanık …’in emniyetteki müdafii huzurunda yaptığı anlatım olayın oluş şekli ile bire bir örtüşmektedir. Zira, sanık … olayın sıcaklığı içinde kuzeni olan diğer sanık …’ın uyuşturucu madde kullanmadığını, kendisinin kullandığını belirtmiş olup bu husus her ikisine ait dosyada mevcut test ve raporlar ile doğrulanmıştır. Sanık … olayın sıcaklığı içinde bu uyuşturucu maddeyi ….. isimli kişiden satın almak için irtibata geçtiklerini ve bu şahsın kendilerini karşılayıp uyuşturucu maddeyi sattığını belirtmiş olup ele geçen uyuşturucu maddeye ilişkin poşetin dış yüzeyinden alınan parmak izinin …..’e ait olduğu hususu dosyada mevcut ekspertiz raporu ile ortaya konulmuştur. Sanık … amcası oğlu olan diğer sanık …’le aralarında önceye dayalı bir husumet ya da ihtilaf olmadığını belirtmiş olup bu husus diğer sanık tarafından da doğrulanmıştır. Zaten mahkemedeki savunmalarında her iki sanık birbirlerini kollar şekilde beyanda bulunmuşlardır. Ayrıca; sanık … kendisinin yaklaşık 3 yıldan beridir uyuşturucu madde kullandığını belirttiği halde, yukarıda kapsamı açıklanan test ve rapor sonucu itibarı ile bu şahsın uyuşturucu madde kullanmadığı anlaşılmış, amcası oğlu olan diğer sanık …’in olayın sıcaklığı içinde alınmış ifadelerinin rapor ile örtüştüğü görülmüş, bu sebeple; Mahkememizce olayın oluş şekli bakımından sanık …’in müdafii huzurunda alınmış olan ifadelerine (özellikle de emniyet ifadesine) itibar edilerek bozmaya konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur.

Olayın taraflarını bizzat dinleyen, yüz yüze yargılama yapan, sanıkların duruşmadaki hal ve tavırları ile beyanlarının alınması sürecindeki durumlarını gözlemleyen, delillerle temas eden ilk derece mahkemesinin sübut delilleri bakımından, neye itibar edeceği neye itibar etmeyeceği noktasında temyiz makamının fazla müdahaleci yaklaşımı hukuk ve usule uygun değildir. Zira, diğer sanıkla amcaoğlu olan, aralarında samimiyet bulunan, olay zamanı gece vakti bir araca binip bir ilden diğer bir ile birlikte gelen, yargılama sürecinde (özellikle mahkemede) birbirlerini kollayan, aralarında önceye dayalı husumet bulunmayan, soruşturmadaki ifadeleri raporlar ve belgeler ile doğrulanmış olan sanık …’in müdafii huzurunda alınmış ifadelerine Mahkememizce itibar edilerek hüküm kurulması hukuk ve usule uygundur. Böylesi bir durumda; Mahkememizce beyanlarına itibar edilen sanık …’in bu beyanının temyiz makamınca ‘atfı cürüm niteliğinde’ görülmesi; dosya kapsamı ve mevcut deliller ile örtüşmediğinden Yüksek Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 14.01.2016 tarihli ve 17086-124 sayılı bozma ilamına uyulmamıştır. Ayrıca; sanık …’in soruşturmada olayın oluş şeklini doğru bir şekilde anlatıp kovuşturmada bu ifadesinden dönmüş bulunmasının hukuken bir kıymeti yoktur. Zira, bu tip yargılamalarda olayın sıcaklığı içinde doğru beyanda bulunan faillerin kovuşturma aşamasında ifadelerinden dönmeleri (karakolda doğruyu söyleyip mahkemede şaşma, darb-ı meselinde olduğu gibi) sıklıkla görülen vakıalardandır. Burada önemli olan soruşturma aşamasında olayın sıcaklığı içinde müdafii huzurunda verilen ifadenin diğer delillerle doğrulanıp doğrulanmadığıdır. İş bu davaya konu olayda ise olay günü sanık …’in eylemine yardım eden sanık …’in olayın sıcaklığı içinde müdafii huzurunda alınan soruşturma ifadeleri, yukarıda kapsamları açıklanan diğer delillerle doğrulanmıştır.

Böylece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve bu delillerden de özellikle olayın sıcaklığı içinde sanık …’in müdafii huzurunda alınmış olan ayrıntılı kolluk beyanına, diğer sanık …’in kaçamaklı savunmasına, iş bu davanın esasını teşkil eden arama, yakalama ve muhafaza altına alma tutanağı bilgilerine, ele geçen uyuşturucu maddenin miktarına ve niteliğine, ele geçen uyuşturucu madde bakımından düzenlenmiş olan uzman bilirkişi raporuna, sanıkların uyuşturucu madde kullanıp kullanmadıklarına ilişkin test ve doktor raporu bilgilerine, sanıklara ait nüfus ve adli sicil kayıt bilgileri ile sabıkalarındaki ilam örnekleri bilgilerine, olayın oluş şekline ve tüm dosya kapsamına göre;

Sanık … ile …’in yakın akraba oldukları, olay günü sanık …’ın Osmaniye ili Kadirli ilçesinden Antakya’ya esrar almak için geldiği, gelirken kendisine yardımcı olsun diye uyuşturucu madde kullanan diğer sanık …’ı da yanına aldığı, sanık …’ın Antakya’da satın alacağı bu esrarı Adana ilinde satmayı düşündüğü, bu amaçla her iki sanığın geceleyin yola çıkıp Antakya’ya geldikleri, burada suça konu uyuşturucu maddeyi üçüncü şahıs konumunda olan ….. isimli kişiden sanık …’ın satın aldığı, sanık … bu eylemleri gerçekleştirirken yanında bulunan sanık …’in bu sanığa yardım ettiği, sanık … uyuşturucu maddeyi satın aldıktan sonra araçla dönerlerken Belen ilçesinde polis denetimine takıldıkları, sanıkların yaptıkları eylemin mahiyetini bildikleri için dur ikazına uymayıp araçla kaçtıkları, sanık …’ın araçla kaçarken diğer sanığa içinde uyuşturucu bulunan maddeyi araçtan atmasını istediği, sanık …’ın da buna uyup poşeti araçtan attığı, yapılan takip sonucunda yakalandıkları, kolluk kuvvetlerinin araçtan atılan bu poşeti buldukları, poşette çıkan maddenin esrar maddesi olduğu, bu suretle sanık …’in isnad olunan uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği, sanık …’in ise diğer sanığın eylemine yardım etmek sureti ile suça iştirak ettiği tam bir kanaatle sübuta ermiştir.

Her ne kadar sanıklar kovuşturma aşamasındaki savunmalarında uyuşturucu madde ticareti yapmadıklarını, uyuşturucu kullandıklarını, kullanım amacı ile bu uyuşturucuyu satın aldıklarını belirtmişlerse de; olayın sıcaklığı içinde müdafii huzurunda alınmış olan ve Mahkememizce itibar edilen sanık …’in emniyet ifadesinde olayın gerçek yüzünün anlatıldığı, sanık …’ın uyuşturucu maddeyi başkalarına satmak üzere satın aldığı, diğer sanık …’ın ise sanık …’ın bu eylemine yardım ettiği, sanıkların kovuşturmadaki savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya matuf olduğu kabul ve kararına varılarak savunmalarına itibar olunmamıştır…” şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

Direnme kararına konu bu hükümlerin de, Cumhuriyet savcısı ile sanıkların müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.03.2017 tarihli ve 365163 sayılı “bozma” istemli tebliğnamesi ile dosya 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesiyle değişik CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.04.2017 tarih ve 388-825 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların üzerine atılı bulunan eylemin “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçunu mu yoksa “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

26.09.2014 tarihli arama, yakalama ve muhafaza altına alma tutanağına göre; İskenderun Sulh Ceza Hakimliğinin 22.09.2014 tarihli ve 2014/1017 değişik iş sayılı arama kararına istinaden Muhlisali Mahallesi, Mareşal Çakmak Caddesi, D-817 Karayolu üzerinde bulunan ilçe emniyet amirliği karşısında yol kontrol ve denetim görevlerine başlayan görevlilerin, 26.09.2014 tarihinde saat 02.00 sıralarında Hatay istikametinden İskenderun’a seyir hâlinde olan…..plaka sayılı, beyaz renkli, Renault-Kango marka aracı görüp, uygulama noktasında durması için ikazda bulundukları, buna rağmen durmayan aracın İskenderun istikametine doğru kaçmaya başladığı, yapılan takip üzerine aracın Sarımazı Mahallesinden otobana girdikten sonra otoban 1. köprüden yaklaşık 300 metre kadar ileride görevlilerce durdurulduğu, araç içerisinde bulunduğu görülen iki şahsın araçtan indirildikleri, aracın arka koltuğu üzerinde esrar parçaları olduğunu gören görevlilerin yaptıkları çevre araştırmasında, şahısların yakalandıkları yerin 50 metre kadar gerisinde, yol kenarında siyah bir poşet içerisindeki esrarı buldukları, atmış oldukları esrarı nereden ve kimden temin ettikleri sorulan şahısların, Antakya’da adresini bilmedikleri bir yerde, tanımadıkları Suriyeli bir şahıstan aldıklarını beyan ettikleri, yapılan kimlik tespitinde araç sürücüsünün …, yanındaki şahsın ise … olduğunun belirlendiği, yakalanan şahıslar ile suç konusu maddenin polis merkez amirliğine getirildiği, ele geçirilen maddenin burada hassas terazi ile yapılan tartımında daralı 1050 gram olduğunun tespit edildiği,

Adana Polis Kriminal Laboratuvarınca düzenlenen 09.02.2015 tarihli uzmanlık raporuna göre; ele geçirilen net 944 gram yeşil renkli bitki parçalarından net 330,4 gram esrar elde edilebileceği,

İskenderun Sulh Ceza Hakimliğinin 22.09.2014 tarihli ve 2014/1017 değişik iş sayılı önleme araması kararının olay yeri ve tarihini kapsadığı,

İskenderun Devlet Hastanesinin 29.09.2014 tarihli yazısında; … isimli şahsın idrar örneği vermediğinden uyuşturucu kullanıp kullanmadığının tespit edilemediğinin, … isimli şahıstan alınan idrar örneğinde ise uyuşturucu madde metabolitine rastlanılmadığının bildirildiği,

İskenderun Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Grup Amirliği tarafından düzenlenen 27.10.2014 tarihli raporuna göre; uyuşturucu maddenin sarılı olduğu siyah renkli naylon poşet ve iki adet şeffaf naylon poşet üzerinde yapılan incelemelerde elde edilen izler ile APFİS veri tabanı ve şüpheli şahıslardan alınan iz örnekleri üzerinde yapılan karşılaştırmalar sonucunda; siyah renkli naylon poşet dış yüzeyinden elde edilen (1), (2) ve (3) nolu izlerden, (1) ve (3) nolu izlerin 25.03.2014 tarihli başka bir olayda parmak izleri alınan …..’in sağ el serçe ve yüzük parmak izleri ile aynı olduğu, (2) nolu izin ise …’in sol el başparmak izi ile aynı olduğu, (4) nolu izin şüphelilerden alınan izlerden farklı birine ait olduğu,

İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.01.2015 tarihli ve 2015/50 sayılı karar ile ….. hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ayırma kararı verilen dosyanın soruşturma defterinin 2015/1125 sırasına kaydedildiği,

UYAP sistemi üzerinde yapılan incelemede; ….. hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ayırma kararı verilen dosyanın, İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığının 27.01.2015 tarihli ve 2015/54 sayılı yetkisizlik karar ile Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığının 13.03.2015 tarihli fezlekesi üzerine Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.04.2015 tarihli ve 2303-222 sayılı iddianame ile adı geçen hakkında kamu davası açıldığı, Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 21.10.2015 tarihli ve 185-299 sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, sanık müdafi tarafından temyiz edilen hükmün yapılan incelemesi sonucunda Yargıtay 10. Ceza Dairesince 31.03.2016 tarihli ve 612-1057 sayılı ilam ile düzeltilerek onanmasına karar verildiği,

Anlaşılmıştır.

Sanık … kollukta; 25.09.2014 tarihinde saat 23.00 sıralarında kuzeni olan sanık … ile birlikte…..plaka sayılı araçla Kadirli ilçesinden Hatay’ın Kırıkhan ilçesine, daha önceden esrar almak için haberleştikleri ….. isimli şahsın yanına gittiklerini, kendilerini beklemekte olan adı geçenle buluşup bir süre oturduktan sonra alacakları esrarı denemek amacıyla içtiklerini, …..’ın 1000 TL karşılığında ….. isimli şahıstan siyah poşet içerisinde bir kilogram esrar maddesini alması sonrasında Kadirli’ye dönmek üzere yola çıktıklarını, Belen ilçesine geldiklerinde yol kontrolü yapmakta olan görevlilerin kendilerine dur ikazında bulunduklarını, ancak aracı kullanan sanık …’ın durmayarak kaçtığını, bu kaçışları sırasında sanık …’ın esrar bulunan poşeti araçtan atmasını istediğini, poşeti dışarıya attığını, takip eden görevlilerin araçlarının önlerini kesmek suretiyle kendilerini durdurduklarını ve araçtan indirdiklerini, aracın koltuğu üzerinde esrar kırıntılarını gören görevlilerin, çevrede yaptıkları araştırmada durduruldukları yerin 50 metre kadar gerisinde atmış olduğu poşeti bulup kendilerini karakola getirdiklerini, yakalanan esrarın kendisine ait olmadığını, sanık …’a ait olduğunu, sanık …’ın esrar kullanmadığını ancak isteyenlere esrar sattığını, kendisinin ise esrar kullandığını, sanık …’la birlikte gelmesinin sebebinin esrardan kendisine de kullanması için verebileceği düşüncesi olduğunu, savcılıkta farklı olarak; esrar satın alacağını söyleyen diğer sanık …’a yol arkadaşlığı yapmak için araçta bulunduğunu, esrar satın alma veya kullanma gibi bir amacı olmadığını, sanık …’ın uyuşturucu madde kullandığını düşündüğünü, sanık …’tan uyuşturucu madde isteyenlerin olduğunu ancak adı geçenin uyuşturucu madde sattığını görmediğini, emin olamamakla birlikte ilk defa başkalarına satma amacıyla suç konusu esrarı aldığını tahmin ettiğini, ancak kesin bir bilgisinin olmadığını, sorguda; önceki beyanlarını tekrar ettiğini, mahkemede ise; olay günü esrar kullandığını, sanık …’ın gezmek amacıyla Antakya’ya gidelim teklifini kabul ettiğini, birlikte sanık …’ın babasına ait araçla Antakya’ya geldiklerini, sanık …’ın burada arkadaşları ile buluştuğunu ve ….. isimli bir şahısla konuştuğunu, daha sonra araçta suç konusu uyuşturucu maddeyi görüp “Ben bunun sorumluluğunu almam” dediğini, sanık …’ın da “Tamam, sorumlu benim” şeklinde cevap verdiğini, sanık …’ın kullanmak amacı ile suç konusu esrarı satın aldığını, ….. isimli kişiyi sadece diğer sanık …’ın bahsetmesi nedeniyle tanıdığını, sanık …’ın uyuşturucu kimden aldığını bilmediğini, sanık …’ı esrar satarken de görmediğini, olay günü uykusuzluk ve şaşkınlığından farklı ifade verdiğini,

Sanık … kollukta; 25.09.2014 tarihinde saat 23.00 sıralarında, kendisi esrar kullandığı için diğer sanık … ile birlikte ikamet ettikleri Kadirli ilçesinden Antakya’ya yola çıktıklarını, Antakya’da bir mahallede uzun boylu, zayıf yapılı, normal saçlı, sakallı, esmer üzerinde mavi renkli bir tişört, mavi renkli kot pantolon bulunan şahıstan bir kilogram esrar satın aldığını, esrarı şoförlüğünü yaptığı aracın önüne ayaklarının arasına koyduğunu, Kadirli ilçesine dönmek üzere saat 01.00 sıralarında yola çıktıklarını, Belen ilçesinden geçerken yolda polislerin uygulama yaptığını gördüğünü, esrarı yakalatmamak için polislerin dur ikazına uymayarak kaçtığını, kaçarken ayaklarının arasında bulunan poşet içerisindeki esrarı yola fırlattığını, takip eden görevlilerin kendilerini durdurduğunu, yaptıkları arama neticesinde poşet içerisindeki esrarı bulduklarını, yakalanan esrarın kendisine ait olduğunu ve ticari amaçla almadığını, diğer sanık …’ın esrar kullandığını bildiğini ancak yakalanan esrarla bir ilgisi olmadığını, savcılıkta ek olarak; suç konusu esrarı kişisel ihtiyacı için Antakya’da Mehmet isimli şahıstan satın aldığını, burada sanık … ile Mehmet isimli şahısın suç konusu esrardan bir miktar içtiklerini, ancak kendisinin içmediğini, ardından Kadirli’ye dönmek için yola çıktıklarını, polislerin kontrol yaptıklarını görmesi ve kendilerini durdurmak istemesi üzerine kaçtığını, bu sırada araçta bulunan esrarı atmasını diğer sanık …’dan istediğini, adı geçinin de esrar bulunan poşeti araçtan dışarı attığını, sanık …’ın suç konusu esrarı başkalarına satmak için aldığına dair beyanını kabul etmediğini, sorguda; önceki beyanlarını tekrar ettiğini, mahkemede ise; kullandığı esrarı ucuza temin etmek amacıyla diğer sanık … ile birlikte Antakya’ya geldiklerini, sanık …’ın esrar almak için gelmediğini, Antakya Narlıca’da ….. isimli şahısla buluştuklarını, adı geçenin getirdiği uyuşturucu maddeden diğer sanık …’ın içtiğini, poşet içinde bulunan uyuşturucuyu 950 TL karşılığında satın aldığını, daha sonra Kadirli’ye dönmek için yola çıktıklarını, polis kontrolünü görünce kaçtıklarını ancak yakalandıklarını,

Savunmuşlardır.

5237 sayılı TCK’nın “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz.” biçiminde olup, madde gerekçesinde de vurgulandığı gibi üçüncü fıkrada, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretine ilişkin çeşitli fiiller, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.

Buna göre; uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satışı, satışa arzı, başkalarına verilmesi, sevk edilmesi, nakli, depolanması ya da kazanç amacıyla satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması, bir ve ikinci fıkralara göre ayrı bir suç oluşturmaktadır.

Aynı Kanunun “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak” başlıklı 191. maddesinin 1. fıkrası ise; “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da kullanmak fiilleri suç olarak tanımlanmıştır.

Uyuşturucu madde bulundurma eyleminin, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu mu yoksa uyuşturucu madde ticareti suçunu mu oluşturduğunun tespitinde belirgin rol oynayan husus, bulundurmanın amacıdır. Ceza Genel Kurulunun 15.06.2004 tarihli ve 107-136 ile 06.03.2012 tarihli ve 387-75 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında da belirtildiği üzere, uyuşturucu madde bulundurmanın, kullanma maksadına matuf olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken ve öğreti ile uygulamada da kabul görmüş olan bazı kriterler bulunmaktadır.

Bunlardan ilki; failin bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediğidir.

İkinci kriter, uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimidir. Kişisel kullanım için uyuşturucu madde bulunduran kimse, bunu her zaman kolaylıkla erişebileceği bir yerde, örneğin genellikle evinde veya iş yerinde bulundurmaktadır. Buna karşın uyuşturucunun ev veya iş yerine uzakta, çıkarılıp alınması güç ve zaman gerektiren depo, mağara, samanlık gibi bir yere gizlemesi kullanma dışında bir amaçla bulundurulduğunu gösterebilir. Yine, uyuşturucunun çok sayıda özenli olarak hazırlanmış küçük paketçikler halinde olması, her paketçiğin içine hassas biçimde yapılan tartım sonucu aynı miktarda uyuşturucu madde konulmuş olması, uyuşturucu maddenin ele geçirildiği yerde veya yakınında, hassas terazi ve paketlemede kullanılan ambalaj malzemelerinin bulunması, kullanım dışında bir amaçla bulundurulduğu hususunda önemli bir belirtidir.

Üçüncü kriter de, bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşit ve miktardır. Uyuşturucu madde kullanan kimse genelde bir ya da benzer etki gösteren iki değişik uyuşturucu maddeyi bulundurur. Bu nedenle değişik nitelikte ve farklı etkileri olan eroin, kokain, esrar ve amfetamin içeren tabletleri birlikte bulunduran sanığın bunları satmak amacıyla bulundurduğu kabul edilebilir. Kişisel kullanım için kabul edilebilecek miktar, kişinin fiziksel ve ruhsal yapısı ile uyuşturucu veya uyarıcı maddenin niteliğine, cinsine ve kalitesine göre değişiklik göstermekle birlikte, Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında esrar kullananların her defasında 1-1,5 gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebildikleri bildirilmektedir. Esrar kullanma alışkanlığı olanların bunları göz önüne alarak, birkaç aylık ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda esrar maddesini ihtiyaten yanlarında veya ulaşabilecekleri bir yerde bulundurabildikleri de adli dosyalara yansıyan ve bilinen bir husustur. Buna göre, esrar kullanan faillerin olağan sayılan bu süre içinde kişisel olarak kullanıp tüketebilecekleri miktarın üzerinde esrar maddesi bulundurmaları halinde, bulundurmanın kişisel kullanım amacına yönelik olmadığı kabul edilmelidir.

Öte yandan, Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

İskenderun Sulh Ceza Hakimliğinin önleme araması kararına istinaden 26.09.2014 tarihinde D-817 Karayolu üzerinde bulunan ilçe emniyet amirliği karşısında yol kontrol ve denetim görevlerine başlayan görevlilerin, saat 02.00 sıralarında Hatay istikametinden İskenderun’a seyir hâlinde olan ve şoför koltuğunda sanık …’ın, sağ ön koltuğunda sanık …’ın oturduğu…..plaka sayılı aracı görüp, uygulama noktasında durması için ikazda bulundukları, söz konusu aracın durmayarak İskenderun istikametine doğru kaçmaya başladığı, yapılan takip sonucu aracın görevlilerce durdurulduğu, araç içerisindeki sanıkların araçtan indirildikleri, aracın arka koltuğu üzerinde esrar parçaları olduğunu gören görevlilerin yaptıkları çevre araştırmasında, sanıkların durduruldukları yerin 50 metre kadar gerisinde yol kenarında bulunan poşet içerisinde suç konusu esrarı ele geçirdikleri olayda;

Kadirli ilçesinde oturan sanıkların, Kırıkhan ilçesine giderek suç konusu esrarı aldıktan sonra tekrar ikamet ettikleri ilçeye döndükleri sırada yakalanmaları, ele geçirilen net 330,4 gram ağırlığındaki suç konusu esrarın miktar itibarıyla kullanma sınırları içinde kalması, söz konusu uyuşturucu maddenin tek parça hâlinde ele geçirilmesi, uyuşturucu madde kullandıklarını söyleyen sanıkların savunmalarının aksine, birlikte satın aldıkları suç konusu esrarı başkalarına satacaklarına, devredeceklerine veya vereceklerine ilişkin herhangi bir davranış içinde oldukları hususunda bir tespit bulunmadığı gibi kullanma dışında bir amaçla bulundurduklarına ilişkin delil de olmaması, sanık …’ın, diğer sanık …’ın suç konusu esrarı isteyenlere sattığı şeklindeki soyut ve suç atma niteliğinde kalabilecek kolluktaki beyanından dönmesi karşısında, sanıkların sabit olan eylemlerinin kullanmak için uyuşturucu madde satın alma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.06.2016 tarihli ve 78-164 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, sanıkların eylemlerinin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.02.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

 


T.C. Yargıtay Başkanlığı – Ceza Genel Kurulu
 

Esas No.: 2017/798
Karar No.: 2019/223
Karar tarihi: 19.03.2019

Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık …’in TCK’nın 188/3-4, 62, 52, 53, 55 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.11.2015 tarihli ve 384-245 sayılı hükmünün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 14.04.2016 tarih ve 671-1190 sayı ile;

“Kendisinde herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın savunmasının aksine, ele geçirilen suç konusu eroinlerle ilgisi olduğuna ya da diğer sanık …..’in suçuna iştirak ettiğine ilişkin, kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, hakkında soruşturma aşamasında ‘kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma’ suçundan ayırma kararı verilen tanık Serap’ın, sanığın kendisine ikram olarak verdiğini ileri sürdüğü maddelerin de ele geçmemesi nedeniyle uyuşturucu veya uyarıcı madde olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden, sanık hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise 31.05.2016 tarih ve 163-268 sayı ile;

“…22.09.2014 tarihinde polis merkezini arayan bir erkek şahsın…..Mahallesi …… Sokak üzerinde bulunan Merkez Camii bayanlar tuvaletine gün içerisinde aralıklarla kısa boylu, sarı saçlı bir kızın geldiğini, tuvaletten uzun süre çıkmadığını, kızın yanına 170 boylarında, koyu renk kıyafetli, sakallı, 25 yaşlarında bir erkek bir şahsın durmadan gelip gittiğini, kız ile birbirlerine bir şeyler verdiklerini, erkek şahsın da cami dışında yanına gelen şahıslarla görüşerek tokalaştıklarını, aralarında uyuşturucu madde alış verişinin yapıldığından şüphelendikleri ihbarında bulunması üzerine belirtilen yere giden görevlilerin olayı tutanak altına aldıkları,

Olay tutanağı, tanık beyanları, sanıkların savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre; olay tarihinde ihbar tutanağında eşgalleri belirtilen sanıklardan hükümlü ….. Uzun’un bayanlar tuvaletine giderek sanık …’e para verdiği, sanık …’nın parayı çantaya koyduğu ve hükümlü …..’e içerisinde satışa hazır ayrı ayrı paketlenmiş halde eroin bulunan sigara paketini verdiği, hükümlü …..’in paketi cebine koyarak Okmeydanı Diş Hastanesi önünde beklemeye başladığı, bir müddet sonra telefonla uyuşturucu alış verişi için irtibat kurduğu tanıklar Tezcan Toplar, … ve …’in hükümlü …..’in yanına geldikleri, tanık Tezcan’ın 30 TL karşılığı bir paket eroin alarak hükümlü …..’in yanından uzaklaştığı, görevlilerce takip edilen tanık durdurulduğunda elindeki uyuşturucu maddeyi yere attığı, bunun üzerine hükümlü …..’in yapılan üst aramasında pantolonunun cebinde bulunan sigara paketinin içerisinde 5 adet satışa hazır paketlenmiş beyaz kağıda sarılmış eroin ve satıştan elde edilen 330 TL paranın ele geçirildiği, akabinde sanık … ve yanında bulunan tanık Serap Karacanın da yakalandığı, …’in çantasında gelişi güzel atılmış vaziyette satıştan elde edilen, hükümlü …..’in verdiği 510 TL paraya el konulduğu anlaşılmıştır.

Sanık … o gün üzerinin kirlenmesi ve arkadaşının kıyafet getirecek olması nedeniyle tuvalette bulunduğunu, hükümlü …..’e sadece sigara paketi verdiğini, …..’in de kendisine ev tutmak için biriktirmesi niyetiyle para verdiğini beyan ederek suçlamayı reddetmiş ise de; ihbarın 15.45 sıralarında yapıldığı, olay tutanağı saatinin ise 21.30 olduğu bu haliyle sanık …’nın kıyafet değiştirmek için yaklaşık 5-6 saat tuvalette kalması ve erkek arkadaşı olan diğer hükümlü …..’in biriktirmesi niyetiyle para vermek için sanık …’nın tuvalette bulunduğu zamanı seçmesi hayatın olağan akışına uygun bulunmadığından inkara yönelik savunmasına itibar edilmemiş, sanık …’nın cami tuvaletinde uzun süre kaldığı, yanına gelen diğer hükümlü …..’le aralarında birşeyler alıp verdikleri, …..’in de yanına gelen kişilerle görüşüp uyuşturucu alış verişi yaptığına dair gelen ihbar ve sonrasında tutulan olay tutanağında tam da ihbarda belirtildiği şekilde olayların gözlemlenmesi, sanık …’nın …..’e verdiğini kabul ettiği sigara paketinden satışa hazır eroinlerin ele geçirilmesi (olay tutanağı ve üst arama tutanağına gör hükümlü …..’de sadece 1 adet sigara paketi ele geçiyor onun içerisinde de eroin paketleri var), tanık …’nın mahkeme huzurunda ‘Ben değişik zamanlarda ve bazen olmak üzere Damla’dan uyuşturucu almışlığım vardır, bunu ikram olarak verdi’ şeklindeki beyanı ile sanığın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği kanaatine varılmıştır.

Mahkememizin kabulü ile olay tutanağının uyumlu olduğu, aynı olay tutanağında hem hükümlü ….. Uzun’un hem de sanık …’in eylemleri ile ilgili anlatımların yer aldığı, hükümlü ….. Uzun hakkında kurulan hükmün onandığı bu haliyle olay tutanağına itibar edildiğinin anlaşıldığı, aynı tutanak da …’in ….. ile iştirak halinde hareket edildiğinin açıkça anlaşılmasına rağmen sanık … yönünden de olay tutanağına itibar edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Tüm dosya kapsamına göre sanığın hükümlü ….. ile iştirak iradesi içerisinde hareket ederek atılı suçu işlediği ve suçun sübuta erdiği” şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.09.2016 tarihli ve 335623 sayılı “bozma” istemli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 1246-661 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 22.05.2017 tarih ve 59-1991 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık ….. Uzun hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanık … hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı bulunan uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

22.09.2014 tarihli olay, yakalama, geçici olarak el koyma, savcı görüşme tutanağına göre; Kâğıthane İlçe Emniyet Müdürlüğü hizmetlerinde kullanılan N1 numaralı hattı arayan ve sesinden erkek olduğu anlaşılan şahsın “….. Mahallesi, …… Sokakta bulunan cami civarında oturuyorum. Gün içerisinde vaktimin çoğunu camide geçiriyorum. Caminin bayanlar tuvaletine gün içerisinde kısa boylu, sarı saçlı bir kız aralıklarla gelip uzun süre çıkmıyor. Kızın yanına 170 cm boylarında, sakallı, 25 yaşlarında olan ve üzerinde koyu renk kıyafet bulunan erkek şahıs gelip gidiyor. Kız ile birbirlerine bir şeyler veriyorlar. Erkek şahıs cami dışında yanına gelen kişilerle görüşüp tokalaşıyor. Aralarında uyuşturucu madde alışverişi yapıldığından şüpheleniyorum.” diyerek telefonu kapattığı,

İhbar doğrultusunda araştırma yapmak amacıyla bahsi geçen yere giden görevlilerin cami ve çevresini izlemeye aldıkları, ihbarda eşkâl bilgileri belirtilen kişiyle uyumlu erkek şahsın cami avlusunda ileri geri gittiği, telaşlı şekilde dolaştığı, sürekli telefon ile görüşme yaptığı, cami içerisinde bulunan bayanlar tuvaletine gidip bayan bir şahısla görüştüğü, bayan şahsa sayarak para verdiği, bayanın parayı alıp çantasına koyduğu, erkek şahsın da bayandan bir cisim alarak cebine koyduğunun görüldüğü, hızlı adımlarla cami dışına çıkan erkek şahsın Yalın Sokak istikametinden yaya olarak ilerlediği, bayanın ise cami tuvaletinde kaldığı, görevlilerce takibe alınan erkek şahsın Fulya Sokak yönüne dönüp…..Mahallesi, Darülaceze Caddesi üzerinde bulunan Okmeydanı Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi önünde gelip beklemeye başladığı, sürekli telefonla görüşen şahsın yanına bir süre sonra tanıklar Tezcan Toplar ile … isimli şahısların geldikleri, yaklaşık bir dakika sonra ise bu üç sahsın yanına tanık …’in de geldiği, izlenmelerine devam edilen şahıslardan tanık Tezcan’ın cebinden çıkardığı parayı cami avlusunda görülerek takibe alınan ve yakalandıktan sonra kimlik bilgileri tespit edilen inceleme dışı sanık ….. Uzun’a, adı geçenin de beyaz kâğıda sarılı olan ve uyuşturucu madde olduğu değerlendirilen bir cismi tanık Tezcan’a verdiği, adı geçen tanığın ayrıldığı sırada görevlilerce durdurulmak istenildiğinde elinde bulunan beyaz kâğıda sarılı cismi yere attığı, yapılan kontrolde eroin olduğu değerlendirilen maddenin görevlilerce muhafaza altına alındığı, ardından görevlilerin inceleme dışı sanık ….. ile yanında bulunan tanıklar Tezcan, Burhan ve Yusuf Emre’yi yakaladıkları, yapılan üst aramalarında inceleme dışı sanık …..’in pantolonunun cebindeki sigara paketinde (5) adet satışa hazır vaziyette beyaz kâğıda sarılı eroin olduğu değerlendirilen maddenin ve toplam 330 TL’nin ele geçirildiği, tanıklar üzerinde ise suç unsuruna rastlanılmadığı, görevlilerce sorulduğunda; tanık Tezcan’ın yaklaşık bir yıldır her gün eroin satın aldığı inceleme dışı sanık ….. ile telefonla görüşmesi sonrasında adı geçenle buluştuğunu ve 30 TL karşılığında eroin satın aldığını, görevlileri görmesi üzerine satın aldığı eroini yere attığını, inceleme dışı sanık …..’in yanında zaman zaman sarışın, kısa boylu bir bayanın olduğunu söylediği, tanık Yusuf Emre’nin daha önceden eroin aldığı inceleme dışı sanık …..’i tesadüfen hastane önünde gördüğünü, adı geçenden kendisine uyuşturucu madde temin etmesini istediğini, alamadan polislerin geldiğini beyan ettiği, tanık Burhan’ın ise daha önceden eroin satın alması nedeniyle tanıdığı inceleme dışı sanık …..’i Çağlayan Mahallesinde gördüğünü, adı geçene uyuşturucu madde almak istediğini söylediğinde hastane önüne gelmesini istediğini, söz konusu yere gidip inceleme dışı sanık ….. ile buluştuğunu, ancak eroin alamadan görevlilerce yakalandığını ifade ettiği,

Takip sırasında görülen bayan şahsın da yakalanması için caminin bayanlar tuvaletinin girişinde beklenildiği sırada, tuvaletten peş peşe çıkan sanık … ile tanık …’nın görülerek durduruldukları, sanık …’nın eşkâlinin ihbarda belirtilen bayan şahısla uyumlu olduğunun anlaşıldığı, ekip otosuna alınarak karakola götürülen bayanların burada yapılan üst aramalarında suç unsuruna rastlanılmadığı, ancak sanık …’nın çantasında yapılan aramada gelişi güzel vaziyetteki toplam 510 TL’nin uyuşturucu madde satışından elde edildiği değerlendirilerek el konulduğu, görevlilerce inceleme dışı sanık …..’i tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, sanık …’nın şahsın erkek arkadaşı olduğunu, arkadaşı olan tanık Serap’ın uyuşturucu madde ile ilgisinin olmadığını, kendisine kıyafet getirmesi nedeniyle yanında bulunduğunu, tuvalete sigara içmek amacıyla girdiğini söylediği,

İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarınca düzenlenen 12.10.2014 tarihli uzmanlık raporuna göre; ele geçirilen net 0,2 ve 1,8 gram açık kahverengi toz maddelerin eroin ve 6-MAM etken maddesi ihtiva ettikleri,

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/159651 sayılı dosyasında şüpheliler Tezcan Toplar, …, … ve … hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan soruşturma yürütüldüğü,

Anlaşılmıştır.

Tanık Tezcan Toplar kollukta; yaklaşık sekiz yıldır eroin kullandığını, uyuşturucu maddeyi N2 numaralı telefonla irtibat kurarak temin ettiğini, olay günü saat 20.30 sıralarında kendi telefonundan N2 numaralı telefonu aradığını, telefonu açan şahsın SSK Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Diş Hastanesi önünde buluşma önerdiğini, buluşma yerine gittiğinde adını daha önce bilmediği inceleme dışı sanık ….. ile buluştuklarını, 30 TL verip bir paket eroin aldığını, şahsın yanında başka kimse olmadığını, ayrılmak üzereyken polislerin geldiklerini, yaklaşık bir aydır bu şahısla telefonla görüşerek uyuşturucu temin ettiğini, sanık …’yı bir-iki defa inceleme dışı sanık …..’le beraber gezerken gördüğünü, ancak alışveriş sırasında hiç görmediğini, mahkemede farklı olarak; olay günü Yusuf isimli şahıstan uyuşturucu almak için hastane bahçesine geldiğini, daha önceden tanımadığı inceleme dışı sanık …..’in de orada olduğunu, daha sonra polislerin geldiklerini, kendileriyle birlikte iki kişiyi de gözaltına aldıklarını, inceleme dışı sanık …..’in de uyuşturucu almaya geldiğini orada öğrendiklerini, kendisinin inceleme dışı sanık …..’den hiçbir zaman uyuşturucu almadığını,

Tanık … kollukta; yaklaşık 3 yıldır uyuşturucu kullandığını, adını kendisine Yusuf olarak söyleyen ve büro amirliğinde isminin ….. Uzun olduğunu öğrendiği şahıstan yaklaşık bir aydır eroin aldığını, N2 numaralı telefonu arayıp kendisi ile irtibat kurarak alışveriş yaptığını, olay günü saat 19.00 sıralarında inceleme dışı sanık …..’i Çağlayan Mahallesinde gördüğünü, yanına yaklaşıp kendisine bir güzellik yapmasını istediğini, beraberce Okmeydanı Diş Hastanesi önüne gittiklerini, tuvalete girerek beraber uyuşturucu kullandıklarını, dışarı çıktıktan sonra adını polis merkezinde öğrendiği Tezcan Toplar ve … isimli şahısların geldiklerini, alışveriş sırasında polisin baskın düzenlediğini, mahkemede ise; sanık … ve inceleme dışı sanık …..’in uyuşturucu sattıklarını bilmediğini, zaman zaman inceleme dışı sanık …..’le beraber uyuşturucu kullandıklarını,

Tanık … kollukta; yaklaşık 9-10 aydır eroin kullandığını, yaklaşık 3 aydır da adını ….. olarak söyleyen şahıstan uyuşturucu aldığını, kendisi ile N2 numaralı telefon vasıtasıyla görüştüğünü, olay günü saat 20.20 sıralarında uyuşturucu almak için inceleme dışı sanık …..’in devamlı takıldığı Okmeydanı Diş Hastanesi önüne gittiğini, adı geçeni hastanenin acil girişi önünde gördüğünü, yanında daha önce hiç görmediği iki erkek şahıs olduğunu, alışveriş yapmak için yanlarına yaklaştığı sırada polislerin baskın düzenlediklerini,

Tanık Serap Karca kollukta; sanık …’yı 4-5 aydır tanıdığını, ne iş yaptığını bilmediğini, inceleme dışı sanık …..’in sanık …’nın erkek arkadaşı olduğunu, bu şahsı da üç aydır tanıdığını, yaklaşık iki yıldır eroin kullandığını, sanık … ve inceleme dışı sanık …..’den hiç eroin almadığını, birlikte uyuşturucu kullandıklarını, olay günü saat 20.00 sıralarında sanık …’ya telefon açtığını, kendisine yarın tedavi amaçlı hastaneye yatacağını son bir kez görüşmek istediğini söylemesi üzerine Okmeydanı’nda camide olduğunu, gelirken de üst kıyafeti getirmesini istediğini, getirdiği kıyafetlerle birlikte sanık …’nın tarif ettiği…..Merkez Camisi tuvaletine girdiğini, polislerin baskın yaptıklarını, inceleme dışı sanık ….. ve sanık …’nın uyuşturucu sattıklarını hiç görmediğini, mahkemede ise; uyuşturucu kullanıcısı olduğunu, inceleme dışı sanık ….. ve sanık …’nın uyuşturucu madde satmadıklarını, kendisine de temin etmediklerini, ancak sanık …’nın değişik zamanlarda kendisine ikram olarak uyuşturucu verdiğini, kendisinin de sanık …’ya ikram ettiğini,

İnceleme dışı sanık ….. Uzun kollukta ve sorguda; uyuşturucu madde kullandığını, uyuşturucu madde satın almak için tanık Tezcan’ın yanına gittiğini, polisler baskın yapınca adı geçen tanığın paketi yere attığını, yakalandığında üzerinde çıkan (5) fişek eroini cebine tanık Tezcan’ın koyduğunu, paketlerin tanık Tezcan’a ait olduğunu, sanık … ile üç yıldır birlikte olduklarını, kendisinden sigara alıp ev tutması için para verdiğini, tanık Burhan’ın kendisi hakkında yalan söylediğini, bu tanığın da uyuşturucuyu tanık Tezcan’dan aldığını, mahkemede ise; olay günü içmek amacıyla Okmeydanı Hastanesinde taksici Serdar isimli bir şahıstan uyuşturucu satın aldığını, uyuşturucu madde satmadığını, diğer şahısların beyanlarını kabul etmediğini, şahısların polis baskısı altında ifade verdiklerini düşündüğünü,

İfade etmişlerdir.

Sanık … kollukta; suçlamayı kabul etmediğini, kız arkadaşı tanık Serap’ın yakalandığı caminin tuvaletine kendisine kirlenmiş olan kıyafeti yerine elbise getirmek için geldiğini, üzerini değiştirdiği sırada polislerin gelip tanık Serap ile kendisini yakaladıklarını, üzerinde ve tuvalette hiçbir şey bulunmadığını, inceleme dışı sanık ….. ile üç yıldır birlikte olduklarını, kendisinden sigara istemesi üzerine adı geçen sanığa sigara paketi verdiğini, inceleme dışı sanığın uyuşturucu maddeyi kimden aldığını bilmediğini, kendisinin vermediğini, inceleme dışı sanığın birlikte ev tutmak için verdiği parayı alarak çantasına koyduğunu, sorguda; uzun yıllardır uyuşturucu madde kullandığını, inceleme dışı sanığa uyuşturucu değil sigara verdiğini mahkemede ise; ele geçirilen paraların erkek arkadaşı olan inceleme dışı sanık ile kendisine ait olduğunu, ancak uyuşturucu madde satışından elde edilen paralar olmadığını, uyuşturucu madde satmadığını, o gün tuvalette bulunmasının sebebinin kirlenen elbisesini değiştirmek olduğunu savunmuştur.

5237 sayılı TCK’nın “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188. maddesinin suç tarihininde yürürlükte bulunan 3 ve 4. fıkraları;

“(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(4) Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.” şeklindedir.

Üçüncü fıkrada, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretine ilişkin çeşitli fiiller, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Buna göre, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satışı, satışa arzı, başkalarına verilmesi, sevki, nakli, depolanması ya da kazanç amacıyla satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması, bir ve ikinci fıkralara göre ayrı bir suç oluşturmaktadır. Fıkradaki suçun oluşması için bu seçimlik hareketlerden herhangi birisinin yapılmış olması gerekir.

Dördüncü fıkraya göre, uyuşturucu maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması üçüncü fıkrada tanımlanan suçun konu bakımından nitelikli unsurunu oluşturmakta ve bu fıkraya göre verilecek cezanın artırılmasını gerektirmektedir.

Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latincede ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Kâğıthane İlçe Emniyet Müdürlüğü hizmetlerinde kullanılan N1 numaralı hatta “….. Mahallesi, …… Sokakta bulunan cami civarında oturuyorum. Gün içerisinde vaktimin çoğunu camide geçiriyorum. Caminin bayanlar tuvaletine gün içerisinde kısa boylu, sarı saçlı bir kız aralıklarla gelip uzun süre çıkmıyor. Kızın yanına 170 cm boylarında, sakallı, 25 yaşlarında olan ve üzerinde koyu renk kıyafet bulunan erkek şahıs gelip gidiyor. Kız ile birbirlerine bir şeyler veriyorlar. Erkek şahıs cami dışında yanına gelen kişilerle görüşüp tokalaşıyor. Aralarında uyuşturucu madde alışverişi yapıldığından şüpheleniyorum.” şeklinde ihbarda bulunulduğu, bunun üzerine araştırma yapmak amacıyla bahsi geçen yere giden görevlilerin cami ve çevresini izlemeye aldıkları, inceleme dışı sanık …..’in cami avlusunda ileri geri gittiği, telaşlı şekilde dolaştığı, sürekli telefon ile görüşme yaptığı, cami içerisinde bulunan bayanlar tuvaletine gidip burada sanık … ile görüşüp adı geçene sayarak para verdiği, sanık …’nın ise parayı alıp çantasına koyduğu, inceleme dışı sanık …..’in sanık …’dan bir cisim alarak cebine koyduğunun görüldüğü, sanık …’nın cami tuvaletinde kaldığı, inceleme dışı sanık …..’in ise Yalın Sokak istikametinden Fulya Sokak yönüne dönüp…..Mahallesi, Darülaceze Caddesi üzerinde bulunan Okmeydanı Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi önünde gelip beklemeye başladığı, bir süre sonra tanıklar Tezcan ve Burhan’ın, bir dakika kadar sonra ise tanık Yusuf Emre’nin inceleme dışı sanığın yanına geldikleri, tanık Tezcan’ın cebinden çıkardığı parayı inceleme dışı sanık …..’e, adı geçenin de beyaz kâğıda sarılı olan uyuşturucu maddeyi tanık Tezcan’a verdiği, buradan ayrılmak için hareketlenen tanık Tezcan’ın görevlilerce durdurulmak istenildiğinde elinde bulunan beyaz kâğıda sarılı eroini yere attığı, yere atılan eroinin görevlilerce muhafaza altına alındığı, ardından görevlilerin inceleme dışı sanık ….. ile yanında bulunan tanıklar Tezcan, Burhan ve Yusuf Emre’yi yakaladıkları, yapılan üst aramalarında inceleme dışı sanık …..’in pantolonunun cebindeki sigara paketinde (5) adet satışa hazır vaziyette beyaz kâğıda sarılı uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, takip sırasında görülen sanık …’nın yakalanması için görevlilerin caminin bayanlar tuvaletinin girişine gidip bekledikleri sırada, tuvaletten peş peşe çıkan sanık … ile tanık Serap’ın durdurulup yakalandıkları, karakola götürülen sanık …’nın yapılan üst aramasında suç unsuruna rastlanılmadığı, ancak çantasında yapılan aramada gelişi güzel vaziyetteki toplam 510 TL’ye uyuşturucu madde satışından elde edildiği değerlendirilerek el konulduğu olayda;

Hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayrı soruşturma yapılan tanık Tezcan’da ele geçirilen suç konusu eroinin inceleme dışı sanık …..’e verenin sanık … olduğuna dair gerek inceleme dışı sanık …..’in gerekse tanık Tezcan’ın herhangi bir anlatımlarının olmaması, tanık Tezcan’ın yere attığı ve inceleme dışı sanık …..’in üzerinde ele geçirilen suç konusu eroinlerin sarılı olduğu beyaz kâğıtlar ile sanığın irtibatını sağlayacak bir delil bulunmaması, tanık Serap’ın sanıktan zaman zaman eroin alıp kullandığını söylediği maddenin ele geçmemesi nedeniyle uyuşturucu veya uyarıcı madde olarak kabul edilemeyeceği gibi tanık Serap’ın uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığının da teknik yöntemlerle belirlenmemesi nedeniyle adı geçen tanığın bu beyanlarının sanığın suçunun sübutu bakımından dikkate alınamayacağı, kaldı ki tanık Serap’ın sanığın kendisine uyuşturucu madde temin etmediğini, birlikte kullandıklarını söylemesi, olay tutanağı içeriğinden sanık …’nın inceleme dışı sanık …..’e verdiği görülen cismin, inceleme dışı sanık …..’in tanık Tezcan’a satması sonrası yere atılan beyaz kâğıda sarılı eroin veya inceleme dışı sanık …..’in üzerinde ele geçirilen ve içerisinde beyaz kâğıtlara sarılı eroin bulunan sigara paketi olduğunun anlaşılamaması, sanık …’nın kollukta müdafisi olmaksızın alınan ifadesinde inceleme dışı sanık …..’e “sigara paketi” verdiğini söylemesine karşın sorgusunda “sigara” verdiğini, uyuşturucu madde vermediğini ifade etmesi, inceleme dışı sanık …..’in de sanık …’dan “sigara” aldığını beyan etmesi, bir an için sanığın, inceleme dışı sanık …..’e verdiği görülen cismin sigara paketi olduğu kabul edilse bile olay tutanağı içeriğine göre inceleme dışı sanık …..’in tanık Tezcan’a verdiği görülen ve adı geçen tanığın yere attığı beyaz kâğıt içerisinde sarılı eroini, sigara paketi içerisinden çıkartarak verdiğine dair bir tespitin bulunmaması, bu durumun da inceleme dışı sanık …..’de sigara paketini almasından önce de uyuşturucu madde bulunduğunu, dolayısıyla sigara paketi içerisinde ele geçirilen eroinlerin de sanık tarafından sigara paketinin verilmesinden sonra inceleme dışı sanık ….. tarafından söz konusu paket içerisine konulmuş olabileceğini göstermesi, oluşan bu şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinin gerekmesi, sanığın başlangıçtan itibaren değişmeyen savunmalarında suçlamayı kabul etmediğini, ele geçirilen uyuşturucu madde ile ilgisi bulunmadığını savunması karşısında; kendisinde herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı madde ele geçirilemeyen sanığın savunmalarının aksine, ele geçirilen suç konusu eroin ile ilgisi olduğuna ya da inceleme dışı sanık …..’in suçuna iştirak ettiğine ilişkin, her türlü şüpheden uzak, kuşkuyu aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığının, dolayısıyla sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu olan hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.05.2016 tarihli ve 163-268 sayılı direnme kararına konu hükmünün, kendisinde herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı madde ele geçirilemeyen sanığın savunmalarının aksine, ele geçirilen suç konusu eroin ile ilgisi olduğuna ya da inceleme dışı sanık …..’in suçuna iştirak ettiğine ilişkin, her türlü şüpheden uzak, kuşkuyu aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

 

Bursa’da ceza davalarında avukatlık hizmetleri sunan Kemal Uslu Avukatlık Büromuzun web sitesine giriş yapabilir ve “İletişim” sayfamıza giriş yaparak bizlere ulaşabilirsiniz. Bu sayede Ceza Hukuku kapsamında yer alan hizmetlerden yararlanabilir, hem danışmanlık hem de avukatlık arayışınıza bir son verebilirsiniz.

 

]]>